Ana Sayfa > Yorum
  • Yorum: Demokrasi ne bir patent ne de biblodur

    Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, dün video konferans yoluyla katıldığı BM 76. Genel Kurulu kapsamındaki genel görüşmelerde “Demokrasi, herhangi bir ülkeye ait bir patent değil, tüm ülkelerin hakkıdır.” diye konuştu.

    Çin’in Washington Büyükelçisi Qin Gang, bugün Carter Merkezi ve George H.W. Bush ABD-Çin İlişkileri Vakfı tarafından ortaklaşa düzenlenen diyalog toplantısında Çin tarzı demokrasi üzerine konuşma yaptı.

    Antik Yunan’dan gelen demokrasi kelimesinin asıl anlamı halkın kendi kendini yönetmesi, egemenliğin halkın olmasıdır. Batılı ülkelerin iki bin yıllık gelişme tarihine bakıldığında ise, demokrasi kavramının büyük ölçüde gerçekleştirilemediği görülüyor.

    Ancak başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler, süper ekonomik ve askeri güçleriyle siyaset ve demokrasi hususunda söz hakkını elinde tutmaya çalışıyor. Batılı ülkeler, demokrasiyi “oy kullanma” ve “çok partililik” sınırlarına sıkıştırarak, diğer ülkelerin demokratiklik durumunu bu standarda göre değerlendiriyor.

    Ancak ABD, demokrasi kavramını tanımlama hakkı bulunmadığı gibi kendi standartlarını başkalarına zorla kabul ettirme hakkına da sahip değildir. Her ülkenin durumu başkadır. Ülkelerin kendilerine uygun, halklarının isteklerini temsil eden ve refah getirecek bir demokratik sistem seçme hakkı vardır.

    Çin’de ise demokrasinin çekirdeği halktır. Gerek seçim sistemi, gerekse parti sistemi olsun tüm sistem ve mekanizmalar, ülkeyi iyi yönetebilecek kişilerin seçilip halka yarar getirilmesi amacına hizmet ediyor.

    [Devamını Oku]
    2021-09-23
  • Tarihi dönüm noktasında Çin yine büyük ülke sorumluluğu gösteriyor

    "Dünya yeniden tarihi dönüm noktasında. Bu noktada insanlığın barışçıl gelişme ve ilerleme eğiliminin durdurulamaz olduğuna inanıyorum."

    Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, dün 76. BM Genel Kurulu'nun genel görüşmelerine video konferans yöntemiyle katıldı ve bir konuşma yaptı. Xi, konuşmasında yukarıdaki ifadeleri kullandı.

    Xi, ayrıca salgınla mücadele, ekonomik toparlanma, uluslararası ilişkilerin geliştirilmesi, küresel yönetişimin iyileştirilmesi gibi konularda bir dizi yeni öneri ve yeni tedbir ortaya koydu. Birçok ülkeden şahsiyetler, Xi'nin konuşmasının dünyaya yol gösterdiği, güven ve güç verdiği ve Çin'in sorumlu ülke olma cesaretini yansıttığı görüşünde.

    Bu yıl, Çin'in Birleşmiş Milletler'deki yasal sandalyesini yeniden kazanmasının 50. yıldönümü. Son 50 yılda, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak Çin, BM'nin rolünü sürdürmede ve küresel yönetişimin iyileştirilmesini ilerletmede önemli bir rol oynamıştır. Şu anda meydana gelen bir asırlık değişimler ve salgınlar, dünyayı yeni bir türbülans ve dönüşüm dönemine soktu, insanlık toplumu bir kez daha tarihi bir seçimin eşiğine geldi. Bütün ülke halklarının arzuladığı barış ve kalkınma nasıl gerçekleştirilebilir? Çin bu konuda bir kez daha çözüm sundu.

    "Salgını yenmeli ve insanlığın geleceği ve kaderiyle ilgili bu büyük savaşı kazanmalıyız." "Ekonomiyi canlandırmalı ve daha güçlü, daha yeşil ve sağlıklı bir küresel kalkınma gerçekleştirmeliyiz." "Dayanışmayı güçlendirmeli, karşılıklı saygı, işbirliği ve kazan-kazana dayalı uluslararası ilişkiler kavramını uygulamalıyız." "Küresel yönetişimi geliştirmeli ve çok taraflılığı korumalıyız."

    Xi Jinping'in söz konusu "dört maddelik önerisi", bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en önemli ve acil sorunlara çözüm sunuyor; uluslararası toplumu, özellikle çok sayıda gelişmekte olan ülkenin genel talepleri ve ortak beklentilerini yansıtıyor ve Çin’in “küresel yönetişimi iyileştirme reçetesi" olarak işlev görüyor.

    [Devamını Oku]
    2021-09-22
  • “Avustralyalı o adam” itibarını kaybetmeye devam ediyor

    Avustralya kısa süre önce Fransa ile vardığı dev denizaltı alım sözleşmesini tek taraflı olarak bozdu. Şimdi ABD ve İngiltere ile işbirliği yaparak yeni bir güvenlik ittifakı kurmaya karar verdi.

    Bu durum Fransa’nın ciddi hoşnutsuzluğuna yol açarken, Avustralya’nın dünya çapında güvenilirliğini kaybetmesine de neden oldu. Ancak daha sonra Avustralya Başbakanı Scott Morrison’ın başına bundan daha kötü bir olay geldi. ABD, Avustralya ve İngiltere, kısa süre önce yeni bir güvenlik ittifakı kurduklarını ilân ettikleri ortak basın toplantısında, ABD Başkanı Joe Biden video konferans yoluyla teşekkür konuşması yaparken, Morrison’un adını hatırlatamadı ve Morrison’a “Avustralyalı o adam” diye hitap etti. Bunu duyan Morrison gülümsedi.

    Avustralya halkı, ABD Başkanı’nın İngiltere Başbakanı’na hitap ederken hiç sorun yaşamayıp, Avustralya Başbakanı’nın ismini neden hatırlayamadığını bir türlü kavrayamıyor. Yoksa ABD, İngiltere ve Avustralya arasındaki “demir üçgen”de yer alan Avustralya, sadece iki ülkenin çırağı mı? Bu sorulara yanıt bulamayan Avustralya halkı, Morrison hükümetinin Avustralya’nın çıkarlarını satarak kişisel çıkar elde etmeye çalışmasından endişe duyuyor. Nitekim Avustralya büyük ihtimalle ABD’nin Asya Pasifik bölgesinde kullandığı bir piyon, hatta istediği zaman vazgeçebileceği isimsiz “Avustralyalı o adam” konumunda olabilir.    

    [Devamını Oku]
    2021-09-20
  • Elinde masum sivillerin kanıyla insan haklarından bahsetmek mümkün mü?

    “Bir bombardıman esnasında füze fırlatmadan 3 saniye önce, bir Afgan çocuk aniden görüş alanıma girdi, hedef noktama girmek üzereydi. Ancak yine de ateşleme butonuna bastım. Füze hedefi vurduktan sonra gözlemcim bana o çocuğu bir köpek olarak görmem gerektiğini söyledi. Ancak o bir köpek değildi, canlı bir insandı. ”

    ABD ordusunda görev yapan insansız uçak operatörü Brandon Bryant, katıldığı Afganistan savaşının hatırasını bir kabus olarak yaşamayı sürdürüyor, savaşın bıraktığı derin ızdırabı yaşıyor.

    ABD ordusu, terörle mücadele kisvesi altında, uluslararası hukuku ve normları çiğneyerek masum sivillerin canını hiçe saydı, diğer ülkelerin halklarının insan haklarını ciddi şekilde ihlal etti. Afganistan’da bir düğünde eğlenenler, tarlalarında emek veren çiftçiler, hatta uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele eden Afgan polisler bile ABD ordusunun saldırılarının hedefi oldu. Yapılan hesaplamalara göre, 2010-2020 döneminde, ABD ordusu, sadece Afganistan’da insansız uçaklar kullanarak 13 bin 72 saldırı gerçekleştirdi, çok sayıda masum sivilin hayatını kaybetmesine yol açtı. ABD ordusu, Afganistan’dan tamamen çekilmesine bir gün kala yaptığı saldırıda da çok sayıda Afgan sivili öldürdü. Kurbanların en küçüğü sadece iki yaşındaydı.

    “O çocuğu bir köpek olarak gör” ifadesi ABD yönetiminin insan canını hiçe saymasının güçlü bir kanıtı. Amerikan tarihçi Paul Atwood, ABD’lilerin yaşam tarzının savaş olduğunu vurgulamıştı. ABD, uzun yıllardır dünya genelinde savaş sopasını sallayarak, hegemonyasını ve zorbalık düzenini sürdürmeye çalışıyor. Sivillerin canını değersiz gören ABD, diğer ülkelerin halklarının insan haklarını göz göre göre ve ciddi şekilde ihlal ediyor, diğer ülkeler için sayısız trajediye yol açıyor. ABD, günümüzde hiç kuşkusuz dünya barışının önündeki en büyük engel ve küresel ölçekte insan haklarının en büyük düşmanı.

    İlk olarak şu gerçeğin altını çizmek lazım ki, ABD’nin sahte istihbarata istinaden dünya genelinde birçok kez gayrimeşru savaşlar başlattığını ve insani felaketlere yol açtığını kimse inkâr edemez. ABD, bir bardak çamaşır deterjanını “kimyasal silah” delili olarak göstererek Irak’a savaş açtı. “Beyaz Miğferler” örgütünün sahte videolarına dayanarak Suriye’ye hava saldırıları gerçekleştirdi.

    ABD, kurulmasından bu yana geçen 240’tan fazla yılda, sadece 16 yıl içinde bir savaşa katılmadı.

    ABD, İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden 2001 yılına kadar geçen sürede dünyanın 153 bölgesinde 248 askerî çatışmaya girdi. Bunlardan 201’i ABD tarafından düzenlendi.

    2001 yılından bu yana ABD’nin gayrimeşru savaşları veya askerî operasyonları nedeniyle toplam 800 binden fazla masum sivil yaşamını yitirdi, milyonlarca sivil evsiz kaldı.

    2005 yılında Irak’ın Haditha (Hadise) kasabası, tüm dünyayı şok eden bir saldırıya sahne oldu. ABD ordusu, sadece bir askerinin saldırıya uğramasını gerekçe göstererek yerel halkı hedef alarak misillemede bulundu ve 24 masum Iraklı sivili katletti.

    Hayatını kaybedenler arasında yaşlı, kadın ve çocuklar da vardı. ABD askerlerinin acımasızlığı tüyler ürperticiydi. Harvard Üniversitesi’nden Profesör Stephen Walter, yazdığı makalede, “ABD ordusu, açtığı sayısız savaşla militarizmi ve yabancı düşmanlığını alevlendirdi, kin ve nefreti artırdı.” ifadelerini kullandı.

    İkinci olarak, ABD’nin başvurduğu tek taraflı yaptırımlarla ilgili ülkelerdeki halkların insan haklarını ciddi şekilde zedelediği bir başka gerçek.

    COVID-19 salgınının yaşandığı dönemde ABD’nin başvurduğu tek taraflı yaptırımlar azalmak yerine arttı. ABD’nin bu politikası, İran, Küba, Venezuela ve Suriye gibi yaptırım mağduru ülkelerin salgınla mücadelede gerekli malzemelere erişememesine yol açtı. Gıda sıkıntısı çeken bu ülkelere yönelik insani yardımlar da kesintiye uğradı. BM Güvenlik Konseyi’nin yetki ve onayı dışında uygulanan bu yaptırımlar, söz konusu ülkelerin halklarının yaşamını daha da zorlaştırdı, bu ülkelerin gelişmesini engelledi.

    Küba Havana Üniversitesi’nden tarihçi Francesca Lopez Civira, basına verdiği demeçte, “ABD insan hakları ve özgürlük kisvesi altında diğer ülkelere baskı yapmaya, bu ülkelerdeki çatışmaları kışkırtmaya çalışıyor. ABD, kendisiyle anlaşmazlık yaşayan ülkelerde iktidar değişimini, böylece kendi hegemonyasını korumayı hedefliyor.” diye konuştu.

    Üçüncü olarak, ABD’nin kendi vatandaşlarının canını ve sağlığını da hiçe saydığını hatırlatmak gerekiyor. ABD’nin insan hakları karnesi çirkin lekelerle dolu. ABD, övünmeyi sevdiği gibi ‘insan hakları feneri’ olma unvanını hiç de hak etmiyor.

    Dünyadaki en ileri tedavi donanımlarına ve teknolojilerine sahip olan ABD, salgında hem en çok vaka görülen hem de en çok can kaybı yaşanan ülke oldu.

    Washington, tüm olanaklarını salgınla mücadele için seferber etmek yerine, başarısızlığının sorumluluğunu diğer ülkelere atmaya ve diğer ülkeleri karalamaya odaklandı.

    Bunun yanı sıra, ABD’de uzun yıllardır sistematik ırkçılık sorunu ciddiyetini koruyor. Afrika ve Asya kökenliler ile Müslümanların insan hakları sistematik olarak ihlal ediliyor. ABD, ayrıca insan kaçakçılığı ve zorla çalıştırmanın da sıkça görüldüğü bir ülke konumunda.

    Kendisini dünyaya insan haklarında örnek olarak sunmaya çalışan ABD’ye diğer ülkelere sürekli savaş açarken, masum sivilleri öldürürken kimin, hangi hakkını koruduğunu sormak lazım.

    ABD salgını var gücüyle siyasileştirirken, diğer ülkeleri karalamaya çabalarken hangi açıdan insan haklarını korumuş oluyor? ABD’nin baştan sona en büyük insan haklı ihlalcisi ve kendi halkının insan haklarını koruyamayan bir başarısızlık abidesi olduğu herkesin malumu.

    ABD, tüm bu hatalarından ders almalı ve bir büyük ülkenin üstlenmesi gereken sorumlulukları etkin şekilde yerine getirmeli, tüm olanaklarını kendi halkına mutluluk getirmek ve insan haklarını korumak için kullanmalı, diğer ülkelerdeki insan haklarını çiğnememeli. Aksi takdirde ABD, tüm dünyanın alay konusu olmaktan kurtulamayacak.

    [Devamını Oku]
    2021-09-20
  • Çin’in önerileri Afganistan sorununun çözümüne yön verdi

    Ren Jie, CRI Haber Merkezi

    Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping dün, Shanghai İşbirliği Örgütü (SİÖ) ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) liderlerinin katılımıyla gerçekleşen Afganistan Sorunu Zirvesi’nde, Afganistan sorunu hakkında üç maddelik bir öneri ileri sürdü. Xi zirvede, Afganistan’ın egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi şartıyla, tüm etnik gruplara mensup vatandaşların ülkenin kaderini tayin etmesinin sağlanması gerektiğinin altını çizdi.

    Afganistan’daki durumda kökten değişiklikler meydana geliyor ve ülke kaostan asayişe doğru kritik bir dönemden geçiyor. SİÖ ve KGAÖ üyelerinin Afganistan’ın yakın komşuları olarak, kader ve güvenlik ortaklığı anlayışından hareket edip, barışı birlikte koruması gerekiyor.

    Xi Jinping, Afganistan Sorunu Zirvesi’nde ilk kez Çin’in bu konudaki görüşlerini ve önerilerini açıkladı. Xi, “Afganistan’ın istikrarlı geçişinin hızlandırılması”, “Afganistan’la iletişim ve diyalog yürütülmesi” ve “Afgan halkının zorlukların üstesinden gelmesine yardım edilmesi” olmak üzere üç maddelik öneride bulundu. Xi’nin söz konusu önerileri, Afgan halkının ülkede düzeni yeniden tesis etme konusundaki genel isteklerine ve uluslararası toplumun genel kaygılarına uyuyor.

    Her şeyden önce, istikrarlı geçişin hızlandırılması Afganistan sorununun siyasi çözümü için en ivedi görev. Xi, bir ülkenin işlerine bu ülkenin halkı tarafından karar verilmesi ve SİÖ ile KGAÖ üyelerinin sahip oldukları etkilerden yararlanarak, Afganistan sorununun siyasi çözümünde ısrarcı olması gerektiğini vurguladı. Xi böylece, Afganistan sorununun iç ve dış açılardan çözüme bağlanması konusunda bir yol gösterdi.

    Afganistan’da yaşanan değişiklikler, küresel ve bölgesel terörle mücadelede de etkiler yarattı. Çin, Taliban rejiminin terörle ilişkilerini tamamen kesip, ülkedeki terör güçlerini kökünden yok etmesini beklediğini ifade etti. Afganistan, taahhütlerini yerine getirerek ve terörle mücadelede somut adımlar atmalı.

    Afganistan’la diyalog yürütülmesi ise, Afganistan’ın uluslararası topluma geri dönmesi için gerekli bir önlem. Bölgedeki önemli ülkelerden biri olan Afganistan dışlanmamalı. Çin, Afganistan’da kapsayıcı bir siyasi yapı oluşturulmasının yanı sıra, ılımlı ve istikrarlı politikalar izlenmesinin sağlanması çağrısında bulundu. Bu çağrı, Afganistan’da ve bölgede kalıcı güvenliğin tesis edilmesi konusunda büyük etkiler yaratacak.

    Tüm tarafların, Afgan halkının zorlukların üstesinden gelmesine yardım etmek için gerekli sorumluluğu üstlenmesi de bir hayli önemli. Çin, Afgan halkına ilk etapta 3 milyon doz COVID-19 aşısı bağışlamaya ve 200 milyon yuan değerinde gıda desteği ve kışlık yardım göndermeye karar verdi. Çin, ülkedeki güvenlik koşullarının iyileştirilmesinden sonra da Afganistan’da halkın yaşam koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan projeler başlatılmasına destek verme taahhüdünde bulundu. Bu tarz somut, vakitli ve etkili yardımlar, Çin halkının ülkelerini yeniden yapılandırma çalışmalarında Afgan halkına yardım etme konusundaki samimiyetini yansıtıyor.

    Diğer yandan Çin, ilgili ülkelere tarihten ders alıp, sorumlu bir tavırla Afganistan’daki yeniden yapılanmada gereken rolü üstlenme ve Afganistan’a ekonomik ve insani yardım sağlama çağrısında bulundu.

    Afganistan şu an tarihi bir kavşakta duruyor. Afganistan’da kaosa son verilmesi ve barışçıl şekilde yeniden yapılanmanın sağlanması, Afgan halkının beklentisinin yanı sıra bölge ülkelerinin ortak çıkarlarına da uyuyor. Afganistan’ın yakın komşusu olan Çin, SİÖ ve KGAÖ’nün üyeleriyle birlikte, Afgan halkının parlak bir gelecek yaratmasına destek vermeye ve bölgede kalıcı güvenlik ile huzurun tesis edilmesine katkı sunmaya hazır.

    [Devamını Oku]
    2021-09-18
  • Çin’in önerisi SİÖ’nün yeni yolculuğa başlamasını hızlandırıyor

    Xu Yanqing, CRI Haber Merkezi

    Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping dün Shanghai İşbirliği Örgütü (SİÖ) Liderleri Konseyi 21. Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, örgütün gelecekteki gelişimine ilişkin 5 maddelik bir öneride bulundu ve bazı kritik önlemleri açıkladı. Uluslararası kamuoyu, Xi’nin söz konusu konuşmasının SİÖ’nün yeni gelişme yolculuğuna başlamasını hızlandıracağı kanısında.

    Bu yıl SİÖ’nün kuruluşunun 20. yıldönümü kutlanıyor. SİÖ’ye üye ülkeler bu 20 yılda, karşılıklı güven ve yarar, eşitlik, istişare, diğer medeniyetlere saygı ve ortak kalkınma arayışı ilkelerinden oluşan “Shanghai ruhu” doğrultusunda yeni tip bir bölgesel örgütün işbirliği ve kalkınma yolunu keşfettiler.

    Dünyada büyük değişikliklerin meydana geldiği ve COVID-19 salgınının hâlâ ciddiyetini koruduğu bugünlerde SİÖ, bölgesel güvenlik ve istikrarın korunmasında ve örgüte üye ülkelerin kalkınmasının hızlandırılmasında daha da önemli bir görev üstlenmiş durumda. SİÖ’nün kurucularından ve dünyadaki en büyük gelişen ülke olan Çin’in örgütün gelişmesinde ne gibi bir rol oynayacağı da büyük merak konusu.

    Xi Jinping tarafından toplantıda ileri sürülen ve “işbirliği ve dayanışma”, “riskleri birlikte göğüsleme”, “açıklık ve entegrasyon”, “birbirinin deneyimlerinden yararlanma”, “adalet ve hakkaniyetten yana olma” şeklindeki 5 maddelik öneri, örgütün gelecekteki gelişimine yön vermenin yanı sıra, Çin’in bölgesel ve uluslararası istikrar ile refahın hızlandırılmasındaki sorumluluğunu da ortaya koydu.

    Salgınla mücadele bütün ülkelerin şu an üstlenmesi gereken en ivedi görevlerin başında geliyor. Xi bu konuda, aşıların adil ve uygun şekilde dağıtılmasının sağlanması ve virüsün kaynağına dair çalışmaların siyasileştirilmesine karşı çıkılması gerektiğini vurguladı. Xi, Çin’in yıl içinde dünyaya 2 milyar doz aşı sağlama taahhüdünü yerine getirmek için somut tedbirler aldığını da vurguladı. Bu, Çin’in küresel salgınla mücadeleye katkılar sunduğunu ve tüm taraflar arasındaki dayanışma ile işbirliğinin güçlendirilmesini sağlamak için somut adımlar attığını gösteriyor.

    İstikrarı ortaklaşa arama ve kalkınmayı birlikte ilerletme, SİÖ’nün en önemli amaçlarından biri. Bu kapsamda Xi, Afganistan’da yaşanan büyük değişiklikler karşısında, örgüte üye ülkelere işbirliğini güçlendirerek Afganistan’da istikrarlı geçişi sağlama ve ülkenin barışçıl, istikrarlı ve kalkınmaya dayalı bir yola girmesini ilerletmek için ortak çaba harcama çağrısında bulundu.

    SİÖ’ye üye ülkelerin hepsi kalkınma konusunda önemli bir dönemeçten geçiyor. Bu nedenle Çin, ticaret ve yatırım özgürlüğü ile kolaylığının sağlanması çağrılarında bulundu. Aynı zamanda Çin, önümüzdeki 5 yıl içinde örgüte üye diğer ülkelerle toplam ticaret hacminin 2,3 trilyon dolara ulaşmasını sağlama ve SİÖ ülkelerine yoksullukla mücadele eğitimi verme hedeflerini ortaya koydu. Bu somut eylemler, SİÖ’nün dışa açılmasının genişletilmesini, üye ülkelerin birbiriyle kaynaşmasını ve halklar arasında anlayışın arttırılmasını sağlayacağı gibi, bölgesel ve küresel kalkınmaya da sürekli yeni bir güç katacak.

    Çin Cumhurbaşkanı Xi, uluslararası meselelerin çözülmesi için zorbalık yapmak yerine, BM Tüzüğü’nün amacı ve ilkeleri doğrultusunda ortak istişare, inşa ve paylaşımın gerçekleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bu da SİÖ ve uluslararası toplumun gerçek anlamda çok taraflılığı uygulamasına güç katacak.

    Bugün SİÖ yeni bir tarihi başlangıç aşamasından geçiyor. Çin’in geleceğe yönelik ortaya koyduğu bir dizi yeni görüş, çağrı ve tedbir, SİÖ’nün insanlık için kader ortaklığının oluşturulması yolunda “Shanghai ruhu” doğrultusunda ilerlemesini hızlandıracak, bölgede ve dünyada kalkınma sağlanmasına daha fazla katkı yapacak.

    [Devamını Oku]
    2021-09-18
  • ABD ileride İngiltere ve Avustralya’yı da satabilir

    CRI Haber Merkezi

    Fransa bugün ABD ile birlikte Chesapeake Savaşı’nın zafere ulaşmasının 240. yıldönümünü kutlamayı planlıyordu. Ancak ABD, İngiltere ve Avustralya dün ani bir şekilde Hint-Pasifik Güvenlik İttifakı'nın kurulduğunu ilan ederek, Çin'e karşı koymayı amaçlayan bir nükleer denizaltı teknolojisi paylaşım ve üretim anlaşmasını imzaladı. Bu da Fransa ve Avustralya arasında imzalanan denizaltı anlaşmasının devre dışı kalmasına neden oldu. Bu gelişme üzerine Fransa, planlanan kutlama faaliyetlerini iptal etti.

    Buna ilişkin olarak internette, “ABD dostunu değil parayı; barışı değil savaşı tercih eder.” şeklinde değerlendirmeler yapıldı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron “sırtlarından bıçaklandıklarını” söyledi. Fransa ne kadar öfkeliyse, İngiltere ve Avustralya da o kadar temkinli olmalı, çünkü ABD’nin özel menfaatleri için müttefiklerine ihanet etme gibi bir geleneği var.

    Mesela, 240 yıl önce yaşanan Chesapeake Savaşı, ABD’nin Bağımsızlık Savaşı’nda kritik öneme sahip. O dönem, Fransız ordusu İngiliz ordusunun deniz ikmal hattını kesti. Bu da İngiliz ordusunun ABD-Fransız koalisyonuna teslim olmasını sağladı ve ABD’ye bağımsızlığı getirdi. Ancak gelinen noktada ABD, Fransa gibi eski bir müttefikine hiç tereddütsüz ihanet edebiliyor.

    Fransa’nın eski BM Büyükelçisi Gérard Araud söz konusu gelişmeye ilişkin olarak, ABD ile İngiltere’nin eylemlerinin dünyaya “uluslararası ilişkilerdeki orman kanunlarını” hatırlattığı değerlendirmesinde bulundu.

    ABD’nin bu son girişimi, müttefiklerine ihanet geleneğinin yalnızca yeni bir örneği. “America first” (Önce ABD) anlayışıyla hareket eden ABD, Avrupalı siyasetçilerin telefonlarının dinlenmesi veya COVID-19 salgınının ortaya çıkmasından sonra Avrupa’ya gönderilen salgınla mücadele malzemelerine el koyulması gibi pek çok adımıyla zaten müttefiklerini özel siyasi çıkarlar elde etmek için kullandığı bir araç olarak gördüğünü ortay koymuştu.

    Ancak ABD, İngiltere ve Avustralya arasındaki anlaşmazlıklar da hiç az değil. ABD yönetimi yerli işletmeleri desteklemek için 17 yıldan fazla bir süredir İngiltere de dahil olmak üzere pek çok Avrupa ülkesine cezalandırıcı tarifeler uyguluyor. Ancak, iki taraf Haziran’da vardıkları bir anlaşmayla, belirli ürünler üzerinde "cezalandırıcı tarifelerin 5 yıl süreyle askıya alınması" kararı verdi. Aynı dönemde ABD, İngiltere dahil 6 ülkenin 2,1 milyar dolar değerindeki ürünlerine yüzde 25 tarife uygulama kararı aldı ve bunun bahse konu ülkelerin ABD’li teknoloji şirketlerine dijital hizmet tarifesi uygulamasına bir misilleme olduğunu belirtti.

    ABD ile Avustralya arasında da anlaşmazlıklar mevcut. Geçen yıl Haziran ayında yani Avustralya'nın Çin'le ilişkilerinde gerginliğin yaşandığı dönemde ABD, Avustralya’nın Çin pazarını ele geçirdi. Avustralya budan çok zarar gördü. Avustralya merkezli yayın yapan “theconversation.com” adlı internet sitesinde kısa süre önce yayınlanan bir yazıda, ABD'nin sürekli Avustralya'ya zarar veren girişimlerde bulunduğu ve ABD'yle Çin'e karşı ekonomik ittifak kurmanın kesinlikle yanlış bir adım olacağı kaydedildi.

    İngiltere ve Avustralya kendi ulusal çıkarları pahasına risk almanın, ihanetleriyle meşhur ABD gibi bir müttefik için değip değmeyeceğini düşünmeli.

    Uluslararası toplum, ABD, İngiltere ve Avustralya’nın söz konusu hatalı girişimleri karşısında gereken adımlar atmalı. Kim bilir, ABD belki bu sefer de İngiltere ve Avustralya’ya ihanet edecek.

    [Devamını Oku]
    2021-09-17
  • Çin-ASEAN diyaloğu 30 yaşında

    Ren Jie, CRI Haber Merkezi

    Çin Devlet Konseyi Üyesi ve Dışişleri Bakanı Wang Yi, dört komşu ülkeye yaptığı ziyaretleri dün tamamladı. Wang Yi’nin özellikle Vietnam, Kamboçya ve Singapur ziyaretleri büyük ilgi uyandırdı. Karşılıklı siyasi güvenin pekiştirilmesi, COVID-19 salgınıyla mücadele ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesi açılarından ele alındığında, söz konusu ziyaretin Çin ve ASEAN ülkeleri arasındaki işbirliğinin sahip olduğu dayanıklılığı gösterdiği görülüyor.

    ABD’nin son yıllarda stratejik ağırlığını sürekli Asya-Pasifik’e yönlendirmesi, Çin’i engelleme niyetini açıkça ortaya koyuyor. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile Başkan Yardımcısı Kamala Harris, kısa süre önce Singapur ve Vietnam gibi Güneydoğu Asya ülkelerine yaptıkları ziyaretlerde birçok kez “Çin tehdidi” iddiasında bulundu. Bu nedenle, Çin Dışişleri Bakanı’nın son Vietnam, Kamboçya ve Singapur ziyaretleri birçok Batılı basın kuruluşu tarafından Çin ile ABD arasında bir jeopolitik rekabet olarak yorumlandı. Bu görüş, Wang Yi’nin söz konusu ziyaretinin yanlış anlaşıldığının en bariz örneği. Meseleye Soğuk Savaş zihniyetiyle yaklaşmak, Çin ile Güneydoğu Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin sürekli gelişmesinin özünün kavranmasını engeller.

    Bu yıl, Çin ile ASEAN arasında diyalog ilişkileri kurulmasının 30. yıldönümü. Wang Yi’nin son ziyaretleri, Çin’in, Güneydoğu Asya ülkeleriyle COVID-19 salgınıyla birlikte mücadele etme ve somut işbirliğini derinleştirme konusundaki samimiyetini ortaya koydu.

    Salgının ortaya çıkmasından bu yana Çin ile Güneydoğu Asya ülkeleri birbirine destek vermeyi hiç kesmedi. Çin, ASEAN ülkelerine 100 milyon dozdan fazla COVID-19 aşısı tedarik etti. Wang Yi son ziyareti sırasında, Çin’in Vietnam’a 3 milyon doz COVID-19 aşısı daha sağlayacağını ve salgınla mücadelede edindiği deneyimleri Vietnam’la paylaşacağını belirtti. Kamboçya Başbakanı Hun Sen ise, “Çinli dostların yardımıyla, Kamboçya’da sürü bağışıklığı oluşturulacak.” dedi.

    Görüldüğü gibi, salgın nedeniyle küresel ekonomik kalkınmadaki belirsizliklerin bir hayli artmasına rağmen, Çin ile Güneydoğu Asya ülkeleri arasındaki ekonomik işbirliğinde büyük canlılık mevcut. Çin ile ASEAN arasındaki ticaret hacmi, yılın ilk sekiz ayında yüzde 22,8 oranında arttı. ASEAN, Çin’in en büyük ticaret ortağı olmayı sürdürüyor.

    Yeni sona eren 18. Çin-ASEAN Fuarı’nda 179 işbirliği projesi imzalandı; projelerin toplam tutarı 300 milyar yuanı geçti. Sözleşme hacminin geçen yıla göre yüzde 13,7 yükselmesiyle fuar tarihinde yeni bir rekora imza atıldı.

    Wang Yi’nin ziyareti sırasında, Çin ile Güneydoğu Asya ülkeleri, ekonomik işbirliğini güçlendirmek için aktif şekilde planlar hazırlayarak, Kuşak ve Yol inisiyatifi ile ilgili ülkelerin kalkınma stratejilerinin kenetlenmesi ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasının bir an önce yürürlüğe girmesinin hızlandırılması konularında fikir birliğine vardı. Bu tedbirler, bölgesel ve küresel ekonominin büyümesine büyük katkılar sunacak.

    Çin, ASEAN ülkeleriyle Güney Çin Denizi Eylem Kuralları’na dair görüşmeleri hızlandırmaya hazır olduğunu belirtti. Çin, Kamboçya’nın ASEAN dönem başkanlığı döneminde ASEAN ülkeleriyle ilgili görüşmeleri bitirmeyi arzuladığını da ifade etti. Bu konuda ilgili ülkelerden olumlu cevaplar geldi.

    Diğer yandan, ASEAN ülkeleri, bazı bölge dışı ülkelerin Güney Çin Denizi sorununu kullanarak bölgede sorun çıkarması karşısında dış güçlerin aleti olmaktan kaçınmanın bölgenin çıkarlarına en uygun stratejik tercih olduğu kanısında.

    Çin ve ASEAN ülkeleri birbirinin kader ortağı. İki taraf, farklıkları bir kenara bırakıp ortak noktalara odaklanarak ve karşılıklı saygı ilkesine önem vererek aralarındaki anlaşmazlıkları uygun bir şekilde çözebilir, işbirliğini derinleştirebilir. Büyük dayanıklılığa sahip Çin-ASEAN işbirliğinin bölgeye ve tüm dünyaya daha fazla olumlu enerji yayacağı, bölge dışı güçlerin Çin ile ASEAN arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan girişimlerinin de başarısızlıkla sonuçlanacağı aşikar.

    [Devamını Oku]
    2021-09-16
  • Çin’in kalkınması 11 Eylül’ün bir neticesi değil

    CRI Türkçe

    BBC tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir haberde, ABD’nin 11 Eylül saldırılarının ardından terörle mücadeleye odaklanması nedeniyle Çin’in 10 yıllık kritik bir dönemde hızla kalkındığı savunuldu. Haberde, ABD’nin Çin’in hızlı kalkınması gerçeğini ihmal ettiği için Çin’in şu an kendisini tehdit eden dev bir güce dönüştüğü iddia edildi.

    11 Eylül saldırılarının üzerinden 20 yıl geçti.

    ABD, Afganistan’daki büyük başarısızlığına rağmen bundan ders almış değil. BBC’nin söz konusu haberinde bahsedildiği gibi, bazı ABD’li politikacılar Çin’in kalkınmasını 11 Eylül olaylarıyla ilişkilendiriyor. Bu bakış açısına göre, ABD’nin teröre karşı savaş başlatması nedeniyle Çin ekonomisinde hızlı ilerleme kaydedildi. 20 yıl önce, Çin’in gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) ABD’nin GSYİH’sinin yalnızca yüzde 10’unu oluştururken, bugünlerde Çin ABD için en büyük “stratejik tehdit” hâline geldi.

    Dünya genelinde siyasi zorbalığını sürdürmekte ısrar eden ABD’li politikacıların 11 Eylül olaylarından 20 yıl sonra konuyu bu şekilde ele alması, ABD’nin yanlışlarına odaklanmak yerine eski inadına saplanıp kaldığını, bugün de Çin’in kalkınmasını engelleyip dünyadaki hegemonyasını koruyabileceğini düşündüğünü gösteriyor.

    ABD, 11 Eylül’ün ardından sınır dışı askerî operasyonlara yoğunlaştığı için Çin’in uluslararası güvenlik ortamının gerçekten iyileştiği söylenebilir. Ancak, 11 Eylül küresel durumdaki değişim açısından bir dönüm noktası, hatta Çin’in gelişmesini etkileyen kritik bir unsur olarak değerlendirilirse yanlış olur.

    Çin’in kalkınmasının başlıca nedeni, sosyalist piyasa ekonomisinin geliştirilmesi ve Çin halkının sarf ettiği çabadır. Uluslararası ticaret sistemine katılan Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye ülkelerle işbirliğini zaman içinde sıkılaştırdı. Çin’deki fabrikalarda üretilen düşük fiyatlı ve kaliteli mallar, dünya ülkelerinde düşük enflasyonla refahın korunmasına destek verdi. Son yıllarda, Çin’in küresel ekonominin büyümesine yaptığı katkı oranı yüzde 30’u buldu. Çin’in başlattığı Kuşak ve Yol inisiyatifi de İpek Yolu güzergâhındaki ülkelerin ekonomilerinin sağlıklı olarak gelişmesine katkı sağlıyor.

    21. yüzyılın ilk 20 yılında, Çin ve gelişmiş ülkeler arasındaki mesafe kapandı. Daha iyi bir yaşama kavuşmak, Çin vatandaşlarının kutsal bir hakkı. Çirkin siyasi emeller uğruna Çinli vatandaşları bu hakkı elde etmekten alıkoymak isteyen Batılı ülkeler bunu asla başaramayacak. ABD’nin 11 Eylül olayları nedeniyle terörle mücadeleye odaklanarak Çin’e baskı yapmadığı için Çin’in hızla kalkındığını düşünebilen ABD’li politikacılar, çağı yanlış yorumluyor, uluslararası ilişkilerdeki gelişmeleri idrak edemiyor.

    ABD, Afganistan ve Irak’taki askerî operasyonları için her yıl milyarca dolar harcadı. ABD, şimdi de içinde bulunduğu bu mali krizden kurtulmak için bu ülkelerden askerlerini çekmek zorunda kaldı. Asya-Pasifik’e dönüp Çin’le rekabete odaklanmak Washington için yalnızca bir bahane. ABD bu durum nedeniyle gelecekte daha büyük bedeller ödeyecek.

    11 Eylül saldırıları, ekonominin küreselleşmesini ve Çin’in gelişme sürecini engelleyemedi. Şimdi de Afganistan savaşından kurtulan ABD, Çin’le girdiği rekabete daha büyük yatırım yapabilecek. Ancak, bu uluslararası ilişkilerin gelişme eğilimini değiştirmeyecek. Çin’in gelişmesini hiçbir dış güç veya hiçbir dış kaynaklı hadise etkileyemeyecek. Çünkü Çin halkının kaderi başkasının değil kendi ellerinde!

    [Devamını Oku]
    2021-09-16
  • Çin hâlâ küresel ekonomik büyümenin önemli bir itici gücü

    CRI Haber Merkezi

    Çin’in Ağustos ayına ait ekonomik verilerine göre, Çin ekonomisinin en önemli makro endeksleri geçen ay rasyonel aralıkta bulunurken, istihdam ve mal fiyatları genel olarak istikrarlı şekilde seyretti. Çin ekonomisi toparlanmaya devam ediyor. Öte yandan, ekonomik yapıda dönüşümün sürmesi ve inovasyon potansiyelinin sürekli geliştirilmesiyle birlikte, Çin ekonomisinin toparlanmasını destekleyen olumlu faktörler de gittikçe artarak Çin ekonomisinin istikrarlı şekilde ilerlemesini hızlandırıyor.

    Dönem dönem COVID-19 salgınında yeni dalgaların ortaya çıkması piyasaya bazı etkiler getirse de sanayi ve hizmet sektörlerine dair veriler, Çin ekonomisinde teknolojik ve endüstriyel yükselme eğilimi yaşandığını gösteriyor. Bunlar, ekonominin canlanmasına destek sağlayacak.

    Çin’in yüksek teknoloji imalatı sektöründe gerçekleştirilen katma değer geçen ay yıllık bazda yüzde 18,3 arttı. Hizmet sektörüne bakıldığında ise, yılın ilk sekiz ayında bilgi transferi, yazılım ve bilgi teknolojileri sektörlerinde son iki yılda yüzde 14,9’luk ortalama büyüme görünüyor.

    Çin’de uygulanan makro politikaların desteği ve iş ortamının sürekli iyileşmesi gibi unsurların etkisiyle, Çin piyasasındaki inovasyon da hızlandırıldı. Bilimsel ve teknolojik inovasyon, Çin ekonomisine sürekli kalkınma gücü katıyor.

    Bunun dışında, iç talebin Çin ekonomisine yönelik desteği hâlâ büyük. Salgın ve sel felaketi gibi sebeplerden ötürü Ağustos’ta tüketimdeki büyüme hızı yavaşlamasına rağmen, tüketimi destekleyen istihdam ise genel olarak istikrarlı bir durumdaydı. Bu, kişilerin gelirlerinin artması ve tüketimin toparlanma temelinin sağlamlaşması için faydalı durum. Üstelik, Çin’de tüketim kalitesi de sürekli yükseliyor. Şunu öngörebiliyoruz ki, kısa vadeli olumsuz unsurların azalmasıyla birlikte, tüketimdeki büyüme de normal seviyeye dönerek, Çin ekonomisine itici güç sağlamaya devam edecek.

    Diğer yandan, şirketlerin verimliliğinin artmasıyla Çin’in reel ekonominin gelişimine yönelik destek politikalarının etkisi de daha çok görülüyor. Bununla birlikte, yatırım dinamiği de güçleniyor. Ocak-Ağustos döneminde imalat yatırımı ile özel yatırımın iki yıllık ortalama büyüme oranı sırayla yüzde 3,3 ve yüzde 3,9’u buldu. Bu yıl Çin’de 14. Beş Yıl Planı’nın ilk yılı. Bir dizi önemli projenin başlatılmasıyla altyapı inşası alanında da yatırımların iyileşmesi bekleniyor. Çin’in dev piyasasında iç talep potansiyelinin geliştirilmesi, Çin ekonomisinin sürekli toparlanması ve yüksek nitelikli kalkınma için iyi bir zemin hazırladı.

    Salgının etkisinin hâlâ devam ettiği bu dönemde Çin’in dışa açılmayı kararlılıkla genişletmesi, dünya ekonomisinin toparlanmasına güç kattı. Çin’in dış ticaret hacminde geçen ay yeni bir rekor yaşandı. Hem ithalatın hem de ihracatın artış boyutu, piyasanın beklentilerini aştı. Ocak-Ağustos döneminde Çin’in Kuşak ve Yol güzergahındaki ülkelerle ithalat ve ihracat hacmi, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 24,6 arttı. Bu veriler, Çin’in, küresel endüstri ve tedarik zincirlerinde istikrarın korunmasında önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

    Dışa açılmanın genişletilmesiyle Çin, yabancı yatırımcıların gözdesi olmaya devam ediyor. Ocak-Temmuz döneminde Çin’in kullandığı yabancı sermaye yüzde 25,5 arttı. BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı tarafından yapılan tahmine göre küresel doğrudan yabancı yatırımlar (FDI) bu yıl da salgın öncesindeki dönemin gerisinde kalacak. Açıkçası, Çin piyasası şu an küresel yatırımcılara nadir yarar fırsatları sunuyor.

    Küresel ekonominin toparlanmayı sürdürmesi ve salgın durumunda hâlâ birçok belirsizlik bulunmasından dolayı, Çin ekonomisinin toparlanma temelinin daha da sağlamlaştırılması gerekiyor. Ağustos’taki ekonomik performans, Çin ekonomisinin uzun vadede olumlu gelişme eğiliminin değişmediğini de yansıtıyor. İstikrarlı ilerleme eğilimi devam edecek. Bu da küresel ekonominin toparlanmasına katkı sunacak.

    [Devamını Oku]
    2021-09-15