Ana Sayfa > Yorum
  • ABD’nin Xinjiang ürünlerine yaptırımı sonunda kendisine zarar getirecek

    Görev süresini tamamlamak üzere olan ABD yönetimi, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nden ithal edilen ürünlere bir kez daha yaptırım kararı aldı.

    ABD Gümrük ve Sınır Koruma Birimi (CBP), 13 Ocak’ta ABD'nin limanlarındaki gümrük giriş noktalarında Xinjiang’dan ithal edilen pamuk ve domates ile bu mamullerden işlenen ürünlere, üçüncü bir ülkede işlenip üretilmiş olsalar bile alıkonulacağını belirten bir bildiri yayımladı.

    ABC’de yer alan haberlere göre, 2020 yılında ABD Gümrüğü tarafından verilen 13 “geçici yasak emri’nden” 8'i Xinjiang ürünlerini hedef aldı.

    Gerçekler, sözde “zorla çalıştırma”nın bazı ABD’li siyasetçiler ve onların desteklediği Çin karşıtı düşünce kuruluşlarının birlikte uydurduğu büyük bir yalan olduğunu çoktan kanıtladı. Bu yalandan yola çıkan ABD’nin, Xinjiang’dan gelen ürünlere yaptırım uygulamasıyla dünya ABD’nin iddia ettiği “insan hakları savuncusu” olma rolüne ihanetine tanık oldu.

    Xinjiang’daki destekleyici bir sektör olarak, pamuk ve domates sektörleri yerli halka büyük miktardaki iş imkanı sağladı. Söz konusu ABD’li siyasetçiler “İnsan hakları”nı her zaman ağzına sakız ederken, aynı zamanda Xinjianglıların geçimini sürdüren gelir kaynağını kesmeyi hedeflemektedir.

    Aslında son yıllarda Çin hükümeti, Xinjiang bölgesi de dahil olmak üzere ülke çapında büyük miktardaki isabetli istihdam politikalarını ortaya çıkardı. Xinjiang’da uygulanan istihdam politikası, emekçilerin istihdam niyetlerine yeterli saygı göstererek onların temel çıkarlarını koruyor ve halkın yaşamını iyileştirmesine yardımcı oluyor. Geçen yılın sonunda Xinjiang’daki yoksul ilçelerin hepsi mutlak yoksulluktan tamamen kurtarıldı. 

    Gerçek şu ki, "Zorla çalıştırma" olgusu aslında tam olarak ABD sınırı içinde mevcuttur. Los Angeles Times'a göre, COVID-19 salgının meydan çıkmasından bu yana, ABD’deki bazı kadın hapishanelerindeki mahkumlar maske üretmek için salgına yakalanma riskine rağmen zorla günde 12 saat süreyle çalıştırılıyor. Üstelik mahkumlara maske verilmediği bilgisi aynı haberde yer aldı.

    Küreselleşmiş günümüz dünyasında, bazı ABD’li siyasetçiler Xinjiang meselesi gerekçesiyle Xinjiang’dan ithal edilen ürünlere idari yasak getirmesi, kaçınılmaz olarak Amerikan şirketlerinin çıkarlarına zarar verecektir.

    Amerikan İşçi Hakları Derneği’nin tahminlerine göre, Amerikan markaları ve perakendeciler her yıl Xinjiang’da üretilen kumaşlarla yapılan, 20 milyar ABD dolarından fazla değerdeki 1,5  milyardan fazla giysi ithal eder. Bloomberg’ın analizinde belirtildiği gibi, ABD Gümrüğü’nün hamlesi, ülkedeki hazır giyim endüstrisine bir darbe niteliğindedir.

    Xinjiang, dünyadaki önemli bir pamuk üretim bölgesidir. Xinjiang pamuğu ve diğer ürünler üzerindeki kısıtlamalar şüphesiz ilgili endüstrileri olumsuz etkileyecek, uluslararası pazarın sarsılmasına neden olacak ve nihayetinde Amerikalı tüketiciler de dahil olmak üzere uluslararası tüketicilerin çıkarlarına zarar verecektir.

    Uluslararası giyim markalarının temelde Xinjiang pamuğu kullandığına dikkat çeken iş çevresinden uzmanlar, ABD'nin yasağının ilgili markalar için istikrarlı kâr döneminin sonuna işaret ediyor. Küresel endüstriyel tedarik zincirinin istikrarı etkilendiğinde, şüphesiz dünya ekonomisinin toparlanması da zarara uğrayacaktır.

    [Devamını Oku]
    2021-01-16
  • Çin’in dış ticaretinin toparlanması dünyaya olumlu enerji veriyor

    Liu Dong/CRI Haber Merkezi

    Çin Gümrükler Genel İdaresi tarafından dün, Çin’in geçen yılki ithalat ve ihracat faaliyetleriyle ilgili veriler açıklandı.

    Çin’de, COVID-19 salgınının yarattığı etkiler nedeniyle dış ticarette geçen yılın birinci çeyreğinde büyük düşüş yaşandı. Fakat, sonrasında salgınla mücadele edilmesi ve ekonominin yeniden açılması amacıyla etkili tedbirler uygulanması sayesinde ithalat ve ihracat boyutu diğer çeyreklerde giderek yükseldi.

    Verilere göre, 2020'de Çin'in mal ithalat ve ihracatının toplam hacmi, 2019'a göre yüzde 1,9 artışla 32,16 trilyon yuana ulaştı. Böylece Çin, 2020’de mal ticaretinde pozitif büyüme yaşayan tek büyük ekonomi oldu.

    Özellikle, Çin’in salgınla mücadelede elzem malzemeleri ve salgın döneminde evlerinden çalışan kişilerin ihtiyaç duyduğu eşyaları ihraç etmesi, küresel salgınla mücadeleye önemli katkılar sundu. Çin’in resmi istatistiklerine göre, geçen yıl tekstil, tıbbi ekipman ve ilaçların toplam ihracat hacmi, önceki yıla kıyasla yüzde 31 arttı. Geçen Mart ayından yılın sonuna kadar geçen sürede Çin tüm dünyaya 224 milyar 200 milyon maske ihraç etti. Başka bir deyişle, Çin, yurt dışındaki herkese yaklaşık 40 maske sağladı. Ayrıca 2020 yılında Çin'in dizüstü bilgisayar, tablet ve küçük ev aletlerinin toplam ihracat değeri de yüzde 22,1 arttı.

    Çin’in dev piyasasının avantajları da ithalat açısından dünyaya gelişme fırsatları yarattı. Çin'in ham petrol ve metal cevherinin ithalatı geçen yıl sırasıyla yüzde 7,3 ve yüzde 7 artarken, tahıl ve et ürünlerinin ithalatında ise sırasıyla yüzde 28 ve yüzde 60,4’lük artış görüldü.

    Reuters haber ajansına göre, Aralık ayında Çin'de gerçekleştirilen güçlü ekonomik toparlanmanın, ülkenin yabancı ürünlere talebini arttırdığı ve ithalatın büyüme hızının Kasım ayına göre hızlandığı ve Reuters’in daha önceki araştırma beklentilerini aştığı kaydedildi.

    Tüm dünyanın COVID-19’un etkisi altında kaldığı ve sınır ötesi ticarette büyük gerileme yaşandığı şu günlerde Çin’in dış ticaretini toparlayarak yeni rekorlara imza atması, ekonomisinin güçlü anti-risk kapasitesini ve direniş gücünü bir kez daha yansıtırken küresel endüstri zincirleri ile tedarik zincirlerinin de toplarlanmasına güç katıyor.

    Çin, ekonomik küreselleşmeye destek vermeye, dünyadaki en büyük mal ticareti ülkesi rolünü üstlenmeye ve ekonomik toparlanmasındaki olumlu enerjiyi tüm dünyaya yaymaya yeni yılda da devam edecek.

    [Devamını Oku]
    2021-01-15
  • ABD ırk ayrımcılığındaki sorumluluğunu üstlenmeli

    Mevcut ABD yönetimi görev süresini doldurmak üzere. Bazı politikacılar Çin’i karalamak için Xinjiang ile ilgili söylentiler uyduruyor. Hatta sözde soykırım söylentisini yayarak “Çin hükümetinin sorumluluk alması gerektiğini” iddia etti.

    Ancak nüfus verilerine göre, 2010-2018 yıllarında Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur etnik grubuna mensup vatandaşların sayısı 10,17 milyondan 12,72 milyona yükselerek yüzde 25,04 artış gerçekleşti. Bu artış, sadece Xinjiang’ın nüfus artış oranını aşmakla kalmayıp, aynı zamanda bölgedeki Han etnik grubu nüfusundan da yüzde 2’lik artış gösterdi. Bu, Çin hükümetinin uyguladığı Xinjiang politikalarından kaynaklanıyor.

    Aslında insan hakları konusunda kötü performans gösteren ABD gerçekten ırk ayrımcılığı uyguluyor. Tarihe bakıldığında ABD’nin ilgili politikaları, ülkenin kızılderili nüfusunun 1492’de 5 milyondan 20. yüzyılın başlarında 250 bine düşürdü.

    Şimdi Afrika kökenli Amerikan vatandaşların yeni koronavirüs (COVID-19) enfeksiyonu ve ölüm oranı beyazlardan beş kat, Latin kökenli Amerikan vatandaşlarının ise beyazlardan dört kat fazla. Geçen yıl haziran ayında Afrika kökenli Amerikalı George Floyd beyaz bir polis memuru tarafından öldürülmüştü ve bu olay ulusal protestolara yol açmıştı. ABD’de azınlıklara yönelik uzun vadeli ve sistematik ırk ayrımcılığı ciddi bir şekilde görülüyor.

    Bunun dışında, Müslüman ülkelerle “dostluğu” sık sık dile getiren ABD’li siyasetçiler, son yıllarda ise terörle mücadele gerekçesiyle Irak, Suriye, Libya ve Afganistan gibi Müslüman ülkelerde savaşları kışkırtarak milyonlarca masum sivilin ölmesine ve yaralanmasına neden oldular.

    Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygurların haklarına ve çıkarlarına "önem verdiğini" iddia eden, ancak kendi ülkesindeki Müslümanlara karşı önyargı ve ayrımcılıkla dolu tavır içinde olan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Uygurların çıkarlarını nasıl önemseyebilir?

    Kızılderililerin trajik geçmişini görmezden gelen ABD’li siyasetçiler, o kadar utanmaz ve ikiyüzlüler ki, Xinjiang'daki Uygur halkını "önemsiyormuş" gibi davrandılar.

    [Devamını Oku]
    2021-01-13
  • “Çölün Yeni İpek Yolu” hizmete girdi

    “Kızım, ben çok heyecanlıyım. Uzun süredir böyle bir demiryolunun hayalini kuruyordum. Şimdi evimize yakın bir tren istasyonuna giderek, bu rüyamı gerçeğe dönüştürebiliyorum.” 69 yaşındaki Reyim Tohti oturduğu tren kabininde kızına trene binme sevincini heyecanla anlattı.  

    “Çölün Yeni İpek Yolu” olarak anılan Ge’ermu-Korla demiryolu, kısa süre önce resmen hizmete girdi. Reyim Tohti kızıyla birlikte demiryolundaki ilk tren seferine bilet aldı ve yerel halk için büyük önem taşıyan bu taşımacılığın “can damarı”na yakından tanık olmak istedi.

    Reyim Tohti, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ne bağlı Bayingolin Moğol Özerk İli’nin Ruoqiang (Çakılık) ilçesinde oturuyor. İlçe, Bayingolin Moğol Özerk İli’nin merkezi Korla kentine 500 kilometre uzaklıkta. Çin’in en büyük çölü Taklamakan Çölü’nün güney ucunda yer alan Ruoqiang ilçesinin doğa şartları son derece çetin, buna bağlı olarak ulaştırma inşası da nispeten zayıf durumdaydı. Geçtimiz yıllarda ilçe demiryoluna bağlanamıyordu. Reyim Tohti’nin verdiği bilgilere göre, 1980’li yıllarda, büyük kamyonla Ruoqiang ilçesinden Korla kentine gitmek için hemen hemen bir gün harcanması gerekiyordu. Daha sonra yerel ulaşım şartları düzeltildi, ancak seyahat otobüsle yine de en az 8 saat sürüyordu. Günümüzde Ge’ermu-Korla demiryolunun hizmete girmesiyle birlikte, yöre halkının trenden mahrum kaderi ortadan kaldırıldı. Reyim Tohti, “Bu demiryolu hattı sayesinde, sadece 4 saat içinde Korla’ya ulaşabileceğiz. Bunu duyar duymaz, çok heyecanlandım.” diye konuştu.

    Ge’ermu-Korla demiryolunun Çince’de kısa adı, GEKU olarak biliniyor. Qinhai eyaletine bağlı Ge’ermu kentinden başlayan demiryolu, Xinjiang’a bağlı Korla kentine kadar ulaşır. İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın göbeğinde yer alan ve Taklamakan Çölü ortasından geçen Ge’ermu-Korla demiryoluna,  “Çölün Yeni İpek Yolu” adı verildi.

    Ge’ermu-Korla demiryolu, Çin hükümetinin sınır bölgelerinin kalkınmasına sağladığı yoğun desteklerin bir göstergesi. Demiryolu inşası için yaklaşık 40 milyar yuan harcama yapıldı. Toplam uzunluğu bin 213.7 kilometre olan Ge’ermu-Korla demiryolu, hem yolcu, hem de kargo taşımacılığı yapabilen elektrikli demiryolu şeklinde tasarlandı. Tüm demiryolu hattında 36 durak bulunmaktadır. İnşası 28 Aralık 2014 tarihinde başlayan demiryolu, 9 Aralık 2020 tarihinde resmen hizmete girdi.

    Çin’in göğe yükselen ikinci demiryolu

    Ge’ermu-Korla demiryolu, Qinghai-Tibet demiryolunun ardından, Çin’in yayla ortamında inşa edilen bir diğer “Gök Yolu”. Çin’in en büyük çölü olan Taklamakan Çölü’nün ortasından geçen Ge’ermu-Korla demiryolu, denizden yüksekliği 3 bin 500 metre olan Altun Dağı’na çıkıyor. Çinli inşaatçılar, yaylanın aşırı soğuk olumsuz hava koşulları ve oksijen yetersizliği gibi zorluklarına boyun eğmedi, çetin mücadelelerden sonra yöre sakinlerine ulaşım kolaylığı ve gelişme umudu getirdi.

    Ge’ermu-Korla demiryolu, yerel halk tarafından “milli dayanışma hattı” ve “refaha kavuşturma hattı” olarak içtenlikle adlandırıldı. Demiryolunun hizmete girmesi, güzergâh bölgelerinde kaynak geliştirme ve yoksullukla mücadele için hayati önem taşıyor. Ge’ermu-Korla demiryolunun hizmete girmesiyle yerel halkların seyahat şartları büyük ölçüde iyileştirildi. Demiryolu sayesinde Ge’ermu-Korla arası seyahatin toplam süresi, 26 saatten 12 saate indirildi. Böylece yerel halkın ulaşım sıkıntısı etkin şekilde çözüldü. Öte yandan, demiryolu güzergâhında bulunan büyük miktardaki ham petrol ve değerli maden gibi yeraltı zenginliklerden faydalanılması için kolaylık sağlandı.

    Ge’ermu-Korla demiryolu, Xinjiang’ın güneyinde yer alan Kaşgar, Hotan, Kızılsu ve Aksu gibi dört bölgenin kalkınmasına dinamizm katacak. Demiryolu sayesinde dört bölge, aktarmasız, Çin’in iç kesimine direkt bağlanabiliyor. Dört bölgeden kalkan tren seferlerinin Çin’in iç kesimine gitmek için artık öncelikle Xinjiang’ın merkezi Urumçi gibi kentlere gidilmesine gerek kalmıyor. Bu demiryolu sayesinde, Xinjiang’ın güney kesiminde demiryolu taşımacılık kapasitesi etkin şekilde artırılacak, Lanzhou-Xinjiang demiryolu ve Linhe-Hami demiryolunun ardından, Xinjiang’ı Çin’in iç kesimine bağlayan üçüncü demiryolu haline gelen Ge’ermu-Korla demiryolunun, Çin’in batı kesiminin kalkınmasına büyük katkı sağlaması bekleniyor.

    Çin’in batıya açılan güçlü demir ağları

    Ge’ermu-Korla demiryolu, Çin’in Batı’ya açılması için bir itici güç olacak, böylece Çin’i Batı Asya, Akdeniz ve hatta Karadeniz bölgelerine bağlayan karasal taşımacılık geçidi olarak Kuşak ve Yol inşasının “yeni motoru” işlevini görecek. 2020 yıl sonu itibariyle Çin-Avrupa yük tren seferlerinin sayısı 2019 yılına göre yüzde 50 oranında artarak 22 bin 400’ü buldu. Bu seferlerin büyük bir kısmı Xinjiang üzerinden Avrupa ülkelerine gerçekleştirildi. Türkiye’nin Çin’e yönelik ilk kargo tren seferi, Xinjiang’ın Korgas sınır kapısı üzerinden 23 Aralık 2020 tarihinde Çin’in Xi’an kentine ulaştı. Ge’ermu-Korla demiryolunun hizmete girmesi, Çin-Avrupa yük tren seferlerinin gidiş hat zenginliğini daha da artıracak,. Böylece Çin, Türkiye gibi Kuşak ve Yol güzergâhında yer alan ülkelerle stratejik kenetlenmesiyle ortak kalkınmayı hızlandıracak.

    1950’li yıllarda Yutian (Keriye) ilçesinde oturan Kurban Tulum adlı amcanın eşeğe binerek başkent Beijing’e seyahat hikâyesini, Çin’de yediden yetmişe kadar herkes biliyor. Günümüzde Kurban Tulum amcanın hemşerilerinin yaşamları hayli iyileşti. Onlar dışarıya seyahat için hızlı ve kolayca erişebilen uçak seferlerinin yanı sıra, konforlu ve ekonomik hızlı treni de tercih edebiliyor. Bir bakın, Ge’ermu-Korla demiryolunun hizmete girmesiyle birlikte, yerel halktan insanların yüzleri huzur ve mutluluk gülüşleriyle dolu.          

    [Devamını Oku]
    2021-01-12
  • ABD Başkanı’nın sosyal medya engeli, Amerikan “ifade özgürlüğü”nün en büyük ironisidir

    Bazı sosyal medyadaki hesaplarının şiddeti kışkırtma riskinden dolayı kalıcı olarak askıya alınması ABD Başkanı Donald Trump için kuşkusuz ki utanç verici bir şeydir.

    Daha utanç verici olan ise, her zaman “ifade özgürlüğü”nün beşiği olduğu iddiasında bulunan ABD’de devlet başkanının sosyal medya platformlarındaki ifade özgürlüğü hakkını kaybetmesidir. Bu durum tam anlamıyla Amerikan “ifade özgürlüğü”nün en büyük ironisidir.

    Trump'ın sosyal medya hesaplarından şiddeti kışkırtan bilgileri paylaşarak, ABD yasasına ve sosyal medya platformlarının yönetim kurallarına aykırı davranmasıyla, ilgili platformların başkanın hesaplarını kalıcı olarak askıya almasının yasaya uygun bir hareket olduğu söyleniyor.

    Tabi ki, sosyal medyada şiddeti kışkırtan herhangi bir davranış yasaklanmalıdır. Ama soru şu: ABD Başkanı son dört yılda sosyal platformlarda çok fazla konuştu, hem sahte haberler yaydı, hem de nefreti ve şiddeti kışkırttı. Peki ABD’deki sosyal medya yönetimleri söz konusu yasaklanması gereken davranışlara karşı harekete geçmek için neden bu kadar bekledi?

    Washington Post'ta yer alan habere göre, ABD Başkanı, göreve başlamasından Mayıs 2020’ye  kadar geçen sürede, sosyal medyada 18 binden fazla "yanlış veya yanıltıcı bilgi" yayınladı ve bunların 3 bin 300’ünden fazlası Twitter'da yer aldı.

    Afro-Amerikalı Floyd'un geçen yıl Mayıs ayında beyaz bir polis tarafından öldürülmesinden sonra, ABD’nin birçok yerinde protestolar ve isyanlar ortaya çıktı. O sırada ABD Başkanı, Twitter’daki paylaşımda "Biri soygunculuk yaparsa ateş et.” diye yazdı. Twitter, bu paylaşımı “şiddeti övme" olarak işaretlemesine rağmen, onu silmedi. ABD Başkanı, hala sosyal medyada şiddeti kışkırtan paylaşımlar yapabilirdi.

    Özellikle 2020 yılında yapılan ABD Başkanlık Seçimleri’nin sonuçlarının açıklanmasından sonra, Trump, defalarca Twitter'da destekçilerini protestoya davet etti. ABD sosyal medyası buna kayıtsız kaldı. Sosyal medya mecralarının Kongre binasında yaşanan şiddet ve kaos olaylarından sonra önlem almak için aklı başına geldi. Temelde, şu anda Trump’ın sosyal medya hesaplarının askıya alınması, şiddetin yayılmasını durdurmak için makul ve meşru bir sosyal medya önlemidir, ancak bu önlem aslında içinde çok fazla siyasi bencillik içerir.

    ABD Başkanı Trump’ın görevi bırakmasına on günden az bir süre kaldı, fakat Kongre binasına yapılan saldırının ardından, Trump’a ve kendisini destekleyenlere yönelik siyasi soruşturma artık başlatıldı.

    ABD polisinin Kongre binasına saldıran en az 82 protestocuyu hızlı bir şekilde tutuklaması, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi'nin ordudan ABD Başkanı’nın nükleer silah kullanamayacağından emin olmasını istemesi, ABD Kongresi'nin 11 Ocak’ta Trump’a yönelik ikinci görevden azledilme sürecini başlatması gibi bir dizi krizle Trump karşı karşıya kaldı.

    Böylesi bir politik atmosferde, ABD’deki büyük sosyal medyalar, sadece politik doğruculuk gösterisi için değil, aynı zamanda şiddetten uzaklaşmak ve sorumluluktan kaçmak için Trump’ın sosyal medya hesaplarını askıya aldılar.

    Buna bakıldığında, Trump’ın sosyal medya hesaplarının askıya alınması, aslında sadece bir siyasi spekülasyondur.

    Tıpkı İspanyol "Le Monde"da yer alan yorumda belirtildiği gibi, ABD sosyal medyalarının serbest iletişimi teşvik etmek için bir araç olması gerekiyordu, ancak sonunda yanlış bilgileri yaymak ve siyasi manipülasyon uygulamak için kullanılan birer araç haline geldiler. Bu da, insanların sözde Amerikan “ifade özgürlüğü”nün sadece iktidarı kazananların muhalefeti bastırmak için kullandığı siyasi bir araçtan ibaret olduğunu daha net bir şekilde görmelerini sağladı.

    [Devamını Oku]
    2021-01-11
  • Çinli işletmelere baskı, ABD’nin Çin politikasının deformasyonuna işaret

    ABD lideri kısa süre önce bir talimata imza atarak, ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu bahanesiyle 8 Çinli mobil uygulama üzerinden ticari faaliyetleri yasakladı. Uygulamalar arasında Çin’in popüler uygulamaları Alipay ve Wechat Pay de yer alıyor. ABD lideri görev süresinin bitiminden hemen önce bir başka çılgınlığa imza atarak, yine Çinli işletmeleri baskı altında bırakmaya kalkıştı.

    Bilindiği üzere, Kongre işgalinin ardından Başkan Trump bir açıklama yaparak, yeni dönem hükümetinin 20 Ocak’ta göreve başlayacağını ilân etmişti. Ancak söz konusu talimat, ABD lideri imzaladıktan 45 gün sonra yürürlüğe girecek. Bu durumda talimatın uygulanıp uygulanmayağı bir soru işareti. Wall Street Journal gazetesinin haberine göre, ABD Dışişleri Bakanlığı, Savunma Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı, talimatın sermaye piyasasına olası olumsuz etkilerini ele almakta. Talimatın muhtemelen uygulanmayacağı belirtiliyor. 

    Görüldüğü üzere bu talimat, Trump yönetiminin, görev süresinin bitimine çok az kala Biden’e karşı kurduğu bir tuzak. Amaçları, yeni dönem hükümetinin Çin’ e karşı sert politika izlemesini sağlamaktır. Dolayısıyla talimat, Trump’un kötü niyetini yansıtmaktadır.

    Trump, geçen 4 yıl içinde en büyük stratejik rakibi olarak gördüğü Çin’e çok yönlü baskı uygulamakla meşguldü. Trump’ın baskı mekanizmalarından en öne çıkanı Çinli işletmelere yönelik olandır. Trump özellikle ileri teknoloji ve internet işletmelerini yaptırımlarla köşeye sıkıştırarak Çin’in gelişmesini engellemeye çalışıyor.

    Çin’in 5G alanında dünyada önde gelen telekomünikasyon devi Huawei’in yasaklanmasından, sosyal medya uygulaması TikTok’un ABD’deki kolunun yerli şirketlere zorla satılması girişimine ve New York Borsası’nın Çinli telekomünikasyon operatörlerini listeden kaldırma talimatına kadar bu tür eylemlerin tek gerekçesi, söz konusu şirketlerin ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturması. Ancak ABD yönetimi bugüne kadar tezini kanıtlayacak hiçbir delil sunamadı. 

    Tıpkı bazı analistlerin söylediği gibi, ABD tarafının, ulusal güvenlik konseptini istismar ederek Çinli işletmelere sebepsiz yere baskı uygulaması, bir grup ABD’li siyasetçinin Çin politikasındaki ciddi deformasyonu gösteriyor.

    On gün sonra Washington, yeni yönetim ekibini karşılayacak. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Trump yönetiminin kasten kurduğu “tuzaklara” düşmeyerek Çin politikasındaki yanlışları düzeltmek, Biden yönetimi için akıllıca bir tercih olacaktır. Çin ise ulusal egemenlik, güvenlik ve kalkınma çıkarlarını kararlılıkla korumaya devam edecektir.

    [Devamını Oku]
    2021-01-08
  • Çin ile Türkiye’nin salgınla mücadeledeki işbirliği dünyaya örnek oldu

    COVID-19 salgınında dünya genelindeki vaka sayısı 86 milyonu, toplam vefat sayısı ise 1 milyon 850 bini aştı.

    Asya Kalkınma Bankası’nın verilerine göre, salgının dünyaya getireceği ekonomik kayıp 5,8 ila 8,8 trilyon dolar arasında değişecek. Dünya üzerindeki genç nüfusun altıda biri salgın nedeniyle iş bulamazken, koronavirüs kaynaklı ekonomik buhran 500 milyon kişinin yoksullaşmasına yol açacak.

    Salgının başından bu yana Çin ve Türkiye, salgının kontrol altına alınması ve aşı geliştirme alanlarında sıkı işbirliği gerçekleştirdi. İki ülkenin karşılıklı destekleri, diğer ülkeler için de iyi bir örnek teşkil etti.

    İki ülkeden karşılıklı yardımlar

    2020 yılının başında, Çin COVID-19 salgınından ciddi etkilendi. Türkiye, salgınla mücadelede büyük zorluk yaşayan Çin’e ilk yardım eden ülkelerden oldu. Türkiye, Wuhan kentine 31 Ocak ve 1 Şubat günlerinde gönderdiği iki uçakla 2 bin adet koruyucu kıyafet ve 93 bin 500 adet maske ulaştırdı.

    Çin’de salgın, alınan sıkı tedbirler ve yapılan büyük fedakârlıklar sonrasında kontrol altına alındı. Ancak, dünya geneline yayılan salgın bir pandemiye dönüştü. Türkiye de salgının etkisinden kaçamadı. Bu süreçte, Çin hükümeti ile Türkiye’deki Çinli şirket ve kuruluşlar ülkeye solunum cihazı, koruyucu giysi ve maske gibi malzemeler sağladı.

    Diğer yandan, Türkiye Sağlık Bakanlığı’na bağlı Bilim Kurulu üyeleri ile Çinli sağlık uzmanları arasında video konferans yöntemiyle seminerler düzenlendi. İki taraf, koronavirüs hastalarının tedavisi, ilgili ilaçların kullanılması ve karantina önlemlerinin alınması gibi konularda fikir alışverişinde bulundu. Türk doktorlar, Çinli uzmanların deneyimlerini dinleyerek koronavirüs hastalarının tedavisi konusunda bilgi aldı.

    Aşı konusunda yoğun işbirliği

    Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan daha önce yapılan açıklamalarda, Çin’in yeni tip koronavirüs aşısı konusunda uluslararası işbirliğine açık olduğu, yerli şirketlerin yabancı firmalarla aşı geliştirme ve üretme konusunda işbirliği yapmasını desteklediği belirtildi.

    Çin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından desteklenen küresel aşı programı COVAX gibi girişimlere de aktif katılım gösterdi.

    Hâlihazırda Çinli şirketlerin geliştirdiği aşıların 3. aşama klinik deneyleri Türkiye’nin de aralarında bulunduğu farklı ülkelerde devam ediyor. Şu an, Hacettepe, Kocaeli ve İstanbul üniversiteleri ile Ankara Şehir Hastanesi dâhil farklı kuruluşlarda, Çin menşeli aşıların testleri gerçekleştiriliyor. Türk gönüllülerin katkıları sayesinde COVID-19 aşısı bir an önce piyasaya sunulması bekleniyor.

    Çin menşeli aşıların güvenliği ve etkinliği, Türkiye Sağlık Bakanlığı ve Türk sağlık uzmanları tarafından kabul edildi. Çin hükümeti, COVID-19 aşılarını küresel kamu ürünü hâline getirme taahhüdünü yerine getirecek, aşıya erişilebilirlik konusunda gelişmekte olan ülkelere yardım edecek.

    Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kısa süre önce yaptığı açıklamada, iki ülke arasında imzalanan anlaşma doğrultusunda, Türkiye’nin Çinli SinoVac şirketinden 50 milyon doz aşı alacağını ifade etti. SinoVac aşılarının 3 milyon dozluk ilk bölümü 30 Aralık itibarıyla başkent Ankara’ya ulaştı. Kalan bölümün mart ayına kadar Türkiye’ye gönderilmesi planlanıyor.

    Aşıda tekelleşme girişimleri başarısızlığa mahkûm

    2021 yılının başı itibarıyla COVID-19 aşılarının dünya ülkelerinde kullanılmasına başlandı. Farklı ülkelerin salgınla mücadele çalışmalarında kritik bir döneme giriliyor. Aşıyla birlikte salgına karşı galip gelmek için de umut ışığı doğuyor.

    Salgınla mücadelede işbirliğini güçlendiren Çin ve Türkiye, diğer ülkeler için de iyi bir örnek oluşturdu. Ancak, hegemonyacılık peşinden koşan ABD gibi bazı Batılı ülkeler, Çin ve diğer ülkelerin salgınla mücadelede gerçekleştirdiği işbirliğine mesnetsiz eleştiriler yöneltti, Çin’in salgınla mücadele eden ülkelere sağladığı yardımları karalamaya çalıştı. Çin aşılarının güvenliği ve etkinliği hakkında gerçek dışı iddialar ortaya atan bazı Batılı ülkeler, aşı üretiminde tekelleşmek ve aşı satışından dev kârlar elde etmek istiyor.

    Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamada, “COVID-19 salgınının bir an önce yok edilmesi ve küresel ekonominin bir an önce canlandırılması için tüm ülkelerde aşılama gerçekleştirilmesi gerekiyor. Özellikle enfeksiyon riski yüksek olan kişilere aşı yapılması gerekiyor. Yalnız bir ülkede aşılama uygulanması yeterli değil.” ifadeleri kullanıldı.

    Aşı üretiminde tekelleşmek ve aşı stoklamak isteyen Batılı ülkelerin girişimleri, uluslararası toplumun salgınla mücadeledeki işbirliğine zarar vereceği gibi, insanlığın salgının üstesinden gelmesinin gecikmesine yol açacak.

    [Devamını Oku]
    2021-01-08
  • Trump’ın yenilgiyi kabul etmesiyle konu kapanmadı, geride ciddi sorunlar var

    NIU Tanqin

    Perde kimsenin beklemediği bir şekilde kapandı. Donald Trump, ne kadar isteksiz olursa olsun, en sonunda yenilgiyi kabul etti. ABD Kongresi’nin Joe Biden'in seçimin galibi olduğunu onaylamasından sonra Trump "seçim sonucuna katılmadığını”, ancak görev tesliminin 20 Ocak'ta düzenli şekilde yapılacağı sözünü verdi.

    ABD tarihindeki en “çılgın” günlerden biri sona erdi. Son derece üzgün olan Trump, Beyaz Saray'dan ayrılmaya karar verdi ve hafta sonunu geçirmek için Camp David'in yolunu tuttu.

    Ancak meseleye henüz nokta konmuş değil. 1814 yılındaki İngiliz saldırısından bu yana ABD Kongresi ilk kez işgal edildi. Bu durumun Trump, ABD ve tüm dünya için kötü sonuçları olacak.

    En az 10 alanda çok kötü sonuçlarla karşılaşacağımız kesin.

    İlk sorun, ABD Kongresi'nde can kaybı yaşanması…

    Washington’daki olaylarda en az dört kişi hayatını kaybetti. Emekli asker olan bir kadın Kongre'de öldürüldü. Yayımlanan kısa videoda, kadının “Trump için” Kongre binasına hücum ettiği ve ABD polisi tarafından vurulduğu görülüyor. Sosyal medya çağında, bir kişi binaya hücum ederken, yüzlerce insan arkasından “haydi” diye bağırıyor ve “özçekim” yapıyor. Zavallı kadın, bir siyasi mücadelenin kurbanı oluyor...

    Herhangi bir ölüm olayı çok ciddi bir durumken, Kongre binasında bir kişinin öldürülmesi daha da ciddi bir durum teşkil ediyor. Şüphesiz, bu durum ABD tarihindeki bir skandal. Peki, bunun sorumlusu kim? Trump'ın suçunun göz ardı edilemeyeceği, Kongre binasında yaşananların gelecekte önemli kanıtlar olarak Trump’ın karşısına çıkarılabileceği belirtiliyor.

    İkinci sonucun ise “süper yayılma” olması muhtemel.

    Olaylarda sadece dört kişinin öldüğünü düşünmeyin, çok daha fazlası olabilir! Bu kadar büyük bir mitingde kaç kişinin maske taktığını gördünüz? İngiltere’de tespit edilen mutant virüsün ABD'de çok uzun süredir var olduğu biliniyor. Bu tür buluşmaların nasıl bir “süper bulaşma” olayına neden olacağını tahmin etmek zor değil.

    Virüs, siyaseti önemsemez. ABD’de şimdiden 350 binden fazla kişi salgında hayatını kaybetti. Kongre binasındaki son çılgınlıklardan sonra çok sayıda yeni vakanın ortaya çıkması, birçok can kaybı yaşanması da kaçınılmaz. Dört trajediden sonra sayısız yeni trajedinin ortaya çıkma ihtimali var.

    Olayların üçüncü sonucu, ABD’nin güzel imajının çökmesi.

    Trump, biraz da eğlenmiş olmalı. Özellikle, eski rakibi Nancy Pelosi'nin ofisinin, destekçileri tarafından işgal edildiğini ve işgalcilerin ayaklarını Pelosi’nin masasına uzattığını gören Trump, intikamını aldığını düşünmüş olmalı.

    74 yaşındaki Başkan, protestocuları Kongre’yi kuşatmaya kışkırttı, 81 yaşındaki Temsilciler Meclisi Başkanı’nın ofisi işgal edildi. ABD’nin güzel imajı yerlerde süründü. Lübnanlı bir diplomatın şu sözleri kimseyi şaşırtmadı. Eğer ABD, ABD’nin ABD’ye ne yaptığını görseydi, kesinlikle ABD’yi istila ederek onu ABD’nin zulmünden kurtarırdı...

    Dördüncü nokta ise Trump’ın kendi yanındakiler tarafından terk edilmesi.

    Kongre'nin işgal edilmesinden sonra, ABD Ulaştırma Bakanı Elaine Chao ve diğer birçok üst düzey yetkili istifa etti. Görevde zaten iki haftaları kalan bu isimler, Başkan’ın ortaya koyduğu performansa dayanamadıkları ve başlarını belaya sokmak istemedikleri için onunla ilişkilerini bir an önce kesmeye çalışıyor.

    Trump'ın üzgün olduğu çok belli. ABD’lilere göre, Donald Trump’un Camp David'e gitme nedeni de ihanete uğradığını düşünmesi ve orada sakinleşmek istemesi.

    Kongre işgalinin geride bırakacağı beşinci sorun ise “küçük kardeşin” küçümsemesine maruz kalmak olacak.

    ABD, Batı’nın büyük ağabeyi. Eskiden ABD’nin liderliğinde Batı, diğer ülkeleri demokratik olmadıkları için kınıyor, diğer ülkelerin özgür olmadığını söylüyordu. Neyse ki şimdi, ABD dünya kamuoyunun alay konusu hâline geldi. Boris Johnson bile bu durumun çok utanç verici olduğunu söyledi. Angela Merkel daha da duygusaldı; bu sahneyi görünce kızdığını ve üzüldüğünü belirtti. Bu, aynı zamanda “ABD demokrasisi”ne hayranlık duyanların ortak duygusuydu.

    Bugün, Batı'da en çok kullanılan kelime "utanç"! ABD, artık eski ABD değil ve küçük kardeşleri bile artık onu küçümsüyor.

    Altıncı sorun ise sosyal medyayı kaybetmek…

    Trump'ı en çok hayal kırıklığına uğratanın yukarıda sayılan beş sorun değil, çok sevdiği sosyal medya hesaplarının belki de “kaybolmuş” olma ihtimali olduğunu söylemek mümkün. Facebook, önce Trump'ın hesabının 24 saat süreliğine dondurulacağını duyurdu, daha sonra ise bu süreyi en az iki hafta uzattı. Yani, Trump başkanlık görevinden ayrılana kadar Facebook'u kullanamayacak.

    Trump'ın en sık kullandığı Twitter hesabı da 12 saatliğine donduruldu. En kritik zamanda sosyal medya hesabının kalmaması, süper fenomen Trump için yüz binlerce insanın ölümünden daha acı verici olsa gerek; zira bu Trump’ın sosyal iletişim yönünden de “kayboluşu” demek.

    Yedinci sorun, Trump’ın yetkisinin ele geçirilmesi.

    ABD’nin en çılgın gününde, Başkan Yardımcısı Mike Pence'in meşgul olduğu çok an vardı. ABD Savunma Bakan Vekili Christopher Miller, yaptığı açıklamada, senato başkanı, başkan yardımcısı, temsilciler meclisi başkanı ve senato çoğunluk lideri ile görüşmelerde bulunduğunu belirtti. Ama Miller’in görüştüğü isimler arasında Başkan Trump yoktu.

    ABD Başkanı, aynı zamanda Amerikan ordusunun da başkomutanı. Bu siyasi ve askerî yetkililerin Başkan’ın gücünü “askıya alma” ihtimali çok yüksek. Kongre’yi güç için kuşatmaları, belki de güçlerini erkenden kaybetmelerine yol açtı.

    Sekizinci sonuç ise azil ihtimali olacak.

    Nancy Pelosi, “Trump, bir gün daha Beyaz Saray'da oturursa ABD bir gün daha istikrarsızlaşıyor; derhal görevden alınmalı.” demişti. Onlarca üye, Mike Pence’nin 25. Maddeyi yürürlüğe sokması çağrısında bulunuyor. İddia sahipleri, "yayınladığı videonun, Başkan Trump'ın akıl sağlığının yerinde olmadığını gösterdiği" kanısında.

    Bu durumda, ABD Başkan Yardımcısı ve kabine üyeleri, başkanın yetki ve görevlerini yerine getiremeyeceğine dair yazılı açıklamayı Kongre'ye sunarlarsa, gerekli prosedürün ardından başkan azledilecek ve onun görevini başkan yardımcısı yerine getirecek.

    Kongre binasının işgal edilmesinin getirdiği dokuzuncu sorun da “cezaevi” ihtimali.

    The Washington Post muhabiri Luck, "Başkan çok kırılgan bir zihinsel durumda ve şu anda olanlar konusunda iyi hissetmiyor."

    Trump’ın hisleri gerçekten pek iyi değil. Kongre ele geçirildi, olaylarda ölenler oldu. Olayların baş suçlusu kabul edilen Trump, kundaklama ve ihanet suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Görünen o ki, Trump’ı New York ve farklı yerlerde birçok soruşturma bekliyor.

    Trump’ın Beyaz Saray'dan sonraki durağının cezaevi olması ihtimali dışlanmıyor.

    Onuncu sonuç ise ABD rüyasının insanları hayal kırıklığına uğratması.

    Trump, düzenli şekilde iktidarın devredilmesi sözünü verirken de şunu vurgulamayı unutmadı: Bu, "başkanlık tarihindeki en büyük ilk dönemin sonunu temsil ediyor."

    En iyi mi? Son dört yılda Trudeau, Macron ve Merkel ile tartışmalara girdi, birçok örgütten çekildi... Salgınla mücadeledeki en kötü sınavı verdi, Kongre'nin işgal edilmesine yol açtı. Dört yılda kaosun hâkim olduğu bir ortam doğurdu.

    ABD’nin hâlâ güçlü olduğu bir gerçek; ancak ABD rüyası artık paramparça oldu. Tarihin sonu yok, sona eren ABD efsanesi. Çığır açan değişimlere tanık oluyoruz. Tarih, Trump'ın bu "büyük katkısını" yazacak!

    [Devamını Oku]
    2021-01-08
  • ABD’deki kaos, "demokrasi feneri”nin çöküşünü gösteriyor

    CMG: Luo Laian

    ABD’li siyasetçiler, kendilerini her zaman "demokrasinin savunucuları" olarak göstererek "demokrasi fenerinin" en yüksek noktasında yer aldıklarını iddia ediyor. ABD’li siyasetçiler, tüm dünyaya "Amerikan demokrasisini" yaymaya, farklı bölgelerde şiddet içeren çatışmaları teşvik etmeye hevesliler. ABD’de yaşanan kaos, "demokrasi feneri”nin çöküşünün habercisi.

    ABD Kongresi'nin iki kanadının başkanlık seçimindeki oyların sayımı için toplandığı esnada başlayan protestolar, dünyayı şoka uğratan bir kaosa ve kan dökülmesine neden oldu. Çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4'e yükseldi. Washington’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    “Russia Today”da (RT) yer alan bir yorumda, ABD’nin nihayet yurt dışına yaymaya çalıştığı sözde "demokrasi"yi tattığı belirtildi. Yorumda, Kongre binasında görülen olayların "dar görüşlü iki partinin mücadelesi" olarak açıklanamayacağı, bunun Amerikan siyasetinin ve medyasının ahlaki iflasını temsil ettiği ifade edildi.

    ABD’nin "yumuşak gücünün" önemli bir parçası olan "Amerikan demokrasisi", ABD'nin küresel imajını yönetmesi için daima kritik bir araç oldu. Bu, aslında Washington’un Amerikan değerlerini ihraç etmesi ve küresel hegemonya arayışı için de bir "silah" işlevi gördü. Ancak son başkanlık seçimi, "demokrasinin fenerindeki" sorunları apaçık ortaya koydu. Sürekli diğer ülkelerdeki demokratik uygulamalara dair sözde "endişelerini" dile getiren ABD, artık yaşadığı iç ve dış zorluklar nedeniyle dünya için "endişe konusu" hâline geldi.

    Bu yıl, "Arap Baharı"nın 10. yıldönümü. ABD ve diğer Batılı ülkelerin müdahalesiyle Batı Asya ve Kuzey Afrika'daki birçok ülkenin yönetimleri sokak protestolarıyla devrildi. Ancak "Arap Baharı", bu ülkelere bahar getirmedi; ABD’nin "Amerikan demokrasisini" dünyaya yayma girişiminin yeni bir menfi örneği oldu. "Arap Baharı"nın yaşandığı iddia edilen ülkelerdeki insanlar, sözde "Amerikan demokrasisinin" kendilerine sadece sonsuz felaket ve ızdıraplar getirdiğini gördü.

    Dünyaca ünlü siyasi danışmanlık şirketi Eurasia Group tarafından kısa süre önce yayımlanan raporda, 2021 yılında dünya için 10 büyük risk sıralandı. Raporda, "parçalanmış ABD" ilk sırada yer alırken, "parçalanmış bir süper güç herkesin derdi olacak" ifadeleri kullanıldı.

    ABD, diğer ülkeleri "demokrasiden yoksun olmakla" suçlamak, hatta bunu bahane olarak kullanıp yaptırım uygulama, rejim yıkma ve hatta askerî darbe yapma girişimlerinde bulunmak yerine, kendi durumuna yakından bakmalı ve dünya için sorun yaratmayı bırakmalı.

    [Devamını Oku]
    2021-01-08
  • Kongre’nin işgali, ABD demokrasisinin çirkin yüzünü ortaya çıkardı

    ABD Başkanı Donald Trump kısa süre önce paylaştığı video mesajında, ABD Kongresi’ne zorla giren protestocuların “derhal evlerine dönmeleri” talebinde bulundu. Trump ayrıca ABD başkanlık seçimlerinde oyların çalındığını iddia etti. Başkanlığı tescillenen Joe Biden da aynı gün bir konuşma yaparak, şiddet girişimlerinin durdurulması çağrısında bulundu. Biden, Trump’ın televizyon kanalına çıkarak, destekçilerinin şiddet olaylarını derhal durdurmasını istemesi gerektiğini belirtti. ABD Eski Başkanı Barack Obama da Trump’ı şiddeti kışkırtmakla suçladı. Analistlere göre, ABD Kongresi’nin işgali ve eski başkanın yeni başkana yetkilerini bir türlü devretmemesi gibi olayların yaşandığı bu siyasi kaos karşısında, ABD’nin her zaman övündüğü demokrasi sistemi belki de iflas etmek üzere.

    Yüzlerce protestocu dün öğle saatlerinde ABD’nin başkenti Washington’da toplandı ve Trump’a destek gösterisi düzenledi. Protestocular 3 Kasım 2020'deki başkanlık seçim sonuçlarının resmen tescil edileceği Kongre oturumu başladıktan kısa bir süre sonra Kongre binasına girdi ve gösteri kısa süre içinde şiddet eylemlerine dönüştü. Bazı ABD Kongresi üyeleri acilen güvenli yerlere götürüldü.

    Beijing saatiyle bu sabah AP, CNN ve NBC gibi ana akım medya kuruluşları 3 Kasım 2020 seçimlerinde Demokrat Parti’nin Senato’da Georgia eyaleti için ayrılan iki koltuğu kazandığını teyit etti. Bu gelişme, Demokrat Parti’nin 2011 yılından bu yana Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki kontrol hakkını tamamen ele geçirdiği anlamına geliyor. Trump destekçileri üzerinden nihai kozunu da kullanarak Biden’ı siyasi pazarlık masasına çekmek istiyor. Ancak ABD’de başkanlık seçimlerinin sonuçlarının netleştiği bir dönemde Trump destekçilerinin şiddete başvurması, ABD’de siyasi kutuplaşmayı şiddetlendirmekten başka bir işe yaramayacak gibi görünüyor.

    ABD demokrasisi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden itibaren uzun bir süre Batılı ülkeler tarafından örnek alındı. Öte yandan “Demokratik seçim”, “güçler ayrılığı” ve “yetki dengesi” gibi özellikler, dışı güzel içi zehirli bir çiçek gibi. ABD usulü demokrasi madalyonunun arka yüzünde para siyaseti, lobicilik, iç mücadele ve popülizm yer alıyor.

    ABD Kongresi’nin işgali, söz konusu iç mücadele siyasetinin bir tezahürü. ABD demokrasisinin para siyaseti özelliğine gelince, ABD Yüksek Mahkemesi seçimler için toplanan bağışları Anayasa ile korunan bir çeşit “basın özgürlüğü” olarak nitelendiriyor. Bu nedenle ABD demokrasisi, “kişi başına bir oy” olmak yerine, “dolar başına bir oy” olarak tanımlanabilir. Nitekim başkanlık seçimlerine katılanlara bakınca, ya önde gelen siyasi şahsiyetleri ya da milyonerleri görüyoruz. Bu tür adaylar başkanlığa seçilirse, sıradan vatandaşa sahip çıkabilir mi? Mevzubahis durum, ABD demokrasisinin en büyük eksikliği olarak kabul ediliyor.

    ABD demokrasisinin popülist yönüne gelince, halihazırdaki siyasi sisteme göre ABD’de demokrasi neredeyse sadece seçim demek. Başkanlık seçimlerine katılanların en büyük özelliği, oy kazanmak için her şeyi göze almaları, toplumsal adaleti, bilimi ve iyiliği ise hiçe saymalarıdır. Bu bağlamda 21 milyondan fazla vakanın tespit edildiği, 368 binden fazla kişinin salgından dolayı hayatını kaybettiği ve COVID-19 salgınının giderek kontrolden çıktığı bir dönemde, ABD’li siyasetçilerin neden salgının ciddiyetini görmezlikten geldiğini, neden yanlış bilgi yaymaya kalkıştığını ve salgınla mücadeledeki başarısızlığın sorumluluğunu neden başka ülkelere atmaya çalıştığını artık daha iyi anlıyoruz.

    İşin daha korkuç yanı ise şu: Önümüzdeki sadece buz dağının görünen kısmı. Irkçılık, eşitsizlik, göç sorunu, yasa dışı silah bulundurma nedeniyle toplumsal güvenliğin giderek kötüleşmesi gibi ciddi sorunlar günden güne şiddetleniyor. Bir zamanlar “küresel demokrasinin koruyucusu” addedilen ABD, şimdi alay konusu haline geldi.

    ABD demokrasisinin bir başka çirkin yanı da demokrasi kisvesi altında diğer ülkelerin iç işlerine karışmak veyahut asılsız suçlamalar uydurmaktır. Askeri ve ekonomik konularda diğer ülkelere boyun eğdirme peşinde olan ABD, tarihinde sadece 16 yıl savaş açmadı. Kalan zamanlarda sırf çıkar sağlamak için Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Libya’ya kadar pek çok ülkede savaş fitilini ateşledi, yerel halka nice büyük acılar yaşattı.

    Bunların yanı sıra ABD aşırı siyasi baskı ve yaptırım politikasına da başvuruyor. “Küresel deniz taşımacılığını koruma” bahanesiyle diğer ülkelerin yakınlarına askeri uçaklar ve savaş gemileri göndererek kışkırtma girişimlerinde bulunuyor. Ekonomi alanında ise dünya genelinde tek taraflılık ve ticari korumacılığı vargücüyle izleyerek diğer ülkelere ticari zorbalık yapıyor. Bütün bu girişimler sonucu, ABD’nin “küresel demokrasinin koruyucusu” ve “küresel ekonomik ve ticaret merkezi” imajı gitgide dibe çöküyor.

    ABD, başka ülkelere zorla demokrasi götürme girişimlerinin acı meyvelerini sonunda kendisi tattı. Analistler, demokrasinin özünün adalet ve halk merkezlilik olması gerektiğini savunuyor. ABD demokrasisinin giderek zayıfladığı bir dönemde ABD’li siyasetçilerin çaresiz ve telaş içinde kaldıklarına dikkat çeken analistler, ABD’nin belki de bu durumda Doğu’daki büyük devletin demokratik uygulamalarını örnek alması gerektiğini ifade ediyor. Ancak bu şekilde ABD demokrasisinin varlığını sürdürme şansı bulabileceği belirtiliyor.                

    [Devamını Oku]
    2021-01-07