Ana Sayfa > Yorum
  • Morrison’a verilen destek ikiyüzlülüğün ve çifte standardın ifadesidir

    Son günlerde Afganistan'daki Avustralya askerlerinin masum sivilleri öldürmesi olayı tüm taraflarca şiddetle kınanmakta.

    Avustralya Başbakanı Morrison'ın Çin'den özür talep etmesi de uluslararası toplumda alay konusu haline geldi. Yine de Morrison’ın yanında yer alıp Çin’e saldırma fırsatını kaçırmayan çevreler de harekete geçti. Muhtemelen yeni bir komplo hazırlığı içindeler.

    Öncelikle, bu politikacıların Avustralya'nın dikkatini başka yöne çekmesine ve suçları örtbas etmesine yardım etme amacı çok açıktır. Batı dünyasında, mevcut yanlış uygulamaları eleştirmek için gerçekliğe dayalı politik karikatürler kullanmak çok normal. "Karikatür haklarını" sıkı bir şekilde savunan ülkeler neden Çinli ressamların "karikatür haklarına" tahammül edemiyor?

    Bu sadece bazı Batılı ülkelerin birbirleriyle bağlantılı olduklarını göstermek için uyguladığı çifte standarttır. Bazı Batılı ülkeler en temel uluslararası adalet ve vicdanı bile bir kenara bırakmış durumda.

    İkinci olarak, Avustralya’nın müttefikleri ABD ve İngiltere gibi ülkelerin ordularında benzer sorunlar vardır. Kaynaklara yakın bir kişi, Avustralya Savunma Danışmanı Samanthan Crompvoets’e, Avustralyalı askerler ne yaparsa yapsın, İngiliz ve Amerikan askerlerinin onlardan daha fazlasını yaptığını da söyledi.

    Görülüyor ki, Avustralya ile birlikte hareket eden ABD ve İngiltere gibi ülkeler,  sadece suçları ve "insan hakları" maskelerinin ortaya çıkarılmasını önlemek için Çin'e karşı güç göstermek istiyorlar.

    Bir başka derin neden ise, inatçı ideolojik önyargılara sahip bazı Batılı politikacıların,  kendilerinin bir değerler topluluğu olduklarına ve doğal bir ahlaki "üstünlük duygusu" ve "yargı gücüne" sahip olduklarına inanmaları. Onlar, Çin ve diğer ülkeler hakkında sık sık eleştrilerde bulunurken Çin'den gelen eleştirilere izin vermezler.

    Günümüzde, büyük veya küçük tüm ülkeler eşittir, doğru ve yanlış arasında bir adalet vardır. Dünyayı kaosa sokmayı tercih eden Batılı politikacılar Avustralya Başbakanı Scott Morrison’ı ne kadar çok desteklerlerse, uluslararası toplum Avustralyalı askerlerin suçlarını o kadar çok görebilir ve kendi kötülüklerini, ikiyüzlü ve küstah çifte standartlarını o kadar çok ifşa eder.

    [Devamını Oku]
    2020-12-03
  • Morrison Avustralya'yı “üzücü bir şaka”ya çevirdi!

    Avustralya Savunma Bakanlığı kısa süre önce Afganistan'daki Avustralya askerlerinin masum sivilleri öldürmesine ilişkin bir soruşturma raporu yayınladı.

    Avustralya askerlerinin 14 yaşındaki iki çocuğun boğazını kesip nehre atmaları gibi acımasız davranışlarının ayrıntıları dehşet verici ve uluslararası toplum tarafından şiddetle kınandı.

    Ancak Avustralya Başbakanı Scott Morrison, ülkesinin askerleri tarafından işlenen ciddi suçlar karşısında özür dilemek yerine Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zhao Lijian’ın sosyal medyada Avustralya ordusunun zulmünü kınayan bir karikatür paylaşmasından hoşnutsuzluk duyarak Çin'in “özür dilemesi” talebinde bulundu.

    Vicdanı olan herkes, Zhao tarafından paylaşılan resmin Avustralya tarafından yayınlanan raporunun içeriğine dayanılarak yaratılan bir görsel olduğunu görebilir. Görselin içeriği ve mesajı doğrudur.

    Scott Morrison’ın tavrı aslında başka bir takıntının da itirafı: Batılı politikacılar insan haklarını hep diğer ülkelere üst perdeden tavsiyeler vermek için kullanmaya alıştılar. Kendi insan hakları ihlalleri gündeme getirildiğinde anında rahatsız olmaları ve sapla samanı karıştırmaları bu yüzden. İnsan hakları, kendilerinde değil, hep başka ülkelerde tartışma konusudur.

    Morrison'un "karikatür olayı"ndaki performansı, bir suçluluk duygusunun ürünü olarak da algılanabilir.

    “Avustralya hızla üzücü bir şaka haline geliyor."

    Bu, Avustralya'nın eski Polonya ve Kamboçya büyükelçisi Tony Kevin tarafından ifade edilen bir uyarı.

    Tony Kevin 1 Aralık’ta yayınlanan bir makalesinde şöyle diyor:

    “Üzücü bir şaka haline geliyoruz. Bu, Çin'e karşı nasıl davranılmaması gerektiğine dair bir derstir. Başkalarına örnek olacaksak, bu nelerden kaçınılması gerektiğine dair bir örnek olacaktır.”

    Tony Kevin makalesini şöyle bitiriyor:

    “Avustralya kendini mükemmel bir şekilde gülünç duruma düşürüyor. Üreticilerimiz, çiftçilerimiz, tüccarlarımız ve üniversite eğitimcilerimiz, sonunda hepimiz kaybedenlerden olacağız. Çin'in başka pek çok iyi seçeneği var: Bizse bunlardan herhangi birine sahip değiliz.”

    Avustralya tarafının yapması gereken, kibri bir kenara bırakıp Afgan halkından özür dilemektir. Avustralya bu haliyle sadece kendi ulusal itibarına değil, Batı dünyasının o hep gurur duyduğu “değerlerine” de zarar verecek.

    [Devamını Oku]
    2020-12-02
  • Çin-ASEAN Fuarı, Çin'in dışa açılmayı genişletme kararlılığına tanık oluyor

    150'den fazla çevrimiçi ve çevrimdışı ekonomik ve ticari tanıtım faaliyeti düzenlendi, 86 uluslararası ve yerli yatırım işbirliği projesi imzalandı ve imzalanan sözleşme hacmindeki artış boyutu tarihin en yüksek seviyesine ulaştı...

    Bunlar dün sona eren 17. Çin-ASEAN Fuarı’nda elde edilen sonuçlar.

    Bu sonuçlar sadece Çin-ASEAN dostane ilişkilerini, ekonomik ve ticari değişimler gibi çeşitli alanlardaki işbirliğini derinleştirmekle kalmadı, aynı zamanda daha sağlam bir Çin-ASEAN kader ortaklığı inşasına güç kattı.

    Fuarın, salgının dünyayı etkilediği bu özel şartlarda düzenlenmesi, hem Çin’in etkili salgın önleme ve kontrol tedbirleri hem de Çin’in daha yüksek seviyeli bir dışa açılmanın gerçekleştirilmesi ve Çin-ASEAN işbirliğinin ilerletilmesinin kararlılığını yansıttı.

    Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 17. Çin-ASEAN Fuarı ve Çin-ASEAN İş ve Yatırım Zirvesi'nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, yeni durumda Çin'in ASEAN'ı komşuluk diplomasisinin ve Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin yüksek kaliteli bir şekilde gerçekleştirilmesinde başlıca bir bölge olarak görmekte olduğunu kaydetti.

    Xi’nin daha yakın bir Çin-ASEAN kader ortaklığının oluşturulması için ortaya koyduğu dört maddelik öneri, Çin ile ASEAN arasında gelecek işbirliğinin yönünü belirleyerek iki tarafın işbirliği güvenini artırdı.

    Bu bağlamda, “Kuşak ve Yol İnşa Etme ve Dijital Ekonomiyi Birlikte Geliştirme” temasıyla Çin-ASEAN Fuarı, şüphesiz her iki tarafın ekonomik ve sosyal kalkınmasına yeni bir ivme kazandırdı ve Çin ile ASEAN arasındaki büyük işbirliği potansiyelini sergiledi.

    10 ASEAN ülkesinin tümü, Kuşak ve Yol’u ortaklaşa inşa etmek için Çin ile işbirliği belgeleri imzaladı. Çin, fuarda ASEAN’la birlikte Kuşak ve Yol İnisiyatifinin ASEAN Bağlantı Şebekesi 2025 Yol Haritası’yla enterasyonu yerine getireceğini vurguladı.

    Aynı zamanda, dijital ekonomi ikili işbirliği potansiyelini ortaya çıkarmaya devam edecek. Bu yıl Çin-ASEAN Dijital Ekonomi İşbirliği Yılı. İlk düzenlenen "Bulut Fuar"a 1.900'den fazla firma katıldı. Şu anda Çin-ASEAN Bilişim Limanı'nın inşası hızlanıyor.

    Gelecekte, Çin ve ASEAN akıllı şehirler, 5G, yapay zeka, e-ticaret, büyük veri, blok zinciri, teletıp gibi alanlarda daha fazla işbirliği yapacak.

    Dijital teknoloji sayesinde, adı geçen fuarın kapanmasından sonra “Bulut Fuar” devam ediyor. Çinli ve yabancı işletmeler tüm yıl boyunca çevrimiçi olarak canlı yayın satışı ve ticari müzakere yapabilirler. Bu Çin-ASEAN ekonomik işbirliğinde gelecek 10 yıla kapı aralayacak.

    Aslında, bu yılın başından bu yana, Çin Uluslararası Hizmet Fuarı'ndan Çin Uluslararası İthalat Fuarı'na ve Çin-ASEAN Fuarı’na kadar Çin, yerli ve yabancı işadamlarının işbirliği için 365 günlük hiç bitmeyen bir deneyim sunmaya kararlı. Bu da Çin’in  dışa açılımındaki kararlılığını gösteriyor.

    Çin Komünist Partisi 19. Merkez Komitesi 5. Genel Kurul Toplantısı’nda yurt içi sirkülasyonun esasını oluşturduğu, aynı zamanda yurt içi ve yurt dışı sirkülasyonun birbirini desteklediği yeni bir gelişme modeli ortaya getirilerek daha yüksek seviyeli bir dışa açılmaya vurgu yapıldı. Kasım ayı başında düzenlenen Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nda Çin, dışa açılımının kapsamlı bir şekilde geliştirilmesi için dört yeni önlem açıklayarak dışa açılmanın yeni merkezlerinin inşası, dış ticaretin yenilikçi gelişimi, iş ortamının optize edilmesi ve ikili ve çok taraflı işbirliğini derinleştirme sözü verdi.

    Açıkçası, kararlılıkla dışa açılan Çin, kendi toparlanmasıyla dünyanın ortak canlanmasını hızlandırmaktadır. ASEAN ülkeleri dahil dünyadaki çeşitli ülkeler bundan faydalanacak.

    [Devamını Oku]
    2020-12-01
  • ‘Bir Başkadır’ Çin ve Çin’i Anlamak

    CRI TÜRKÇE

    ‘Beijing’e yılın ilk karı yağdı’ haberi telefonumun ekranına düştüğünde, güneyin nemli sıcağında maskemizle nefes almaya çalışıyorduk. Termometre 30 dereceyi gösteriyordu. Uçağımız Guangzhou’ya ineli henüz birkaç saat olmuştu; kışın bindiğimiz uçaktan yazın inmiş gibiydik ve şoku atlatmaya çalışıyorduk.

    Taksi şoförüne, ziyaretimizin sebebinin ‘Çin’i Anlamak’ Konferansı’na katılmak olduğunu söylediğimizde aldığımız ilk tepki, ‘Çin’i anlamak çok zor!’ oldu.

    Yarım saatlik sohbetimiz esnasında bir ‘bilge’ olduğunu fark edeceğimiz Guangzhoulu şoför, anlattıklarıyla Çin’in dev coğrafyasını, farklı iklimlerini, farklı lehçelerini, kültürel çeşitlilik ve zenginliğini bize naifçe hatırlatıyordu. Çin içindeki bu zenginliğin, Çin’i daha iyi anlamaya bir engel teşkil ettiğini sanmayın; bilakis, bu tam da stereotiplerden kaçınmamız gerektiğinin ispatıydı.  

    Çin deyince akla ilk gelen çok sayıda uzman ve akademisyen bu yılki Uluslararası Çin’i Anlamak Konferansı’na COVID-19 salgını nedeniyle online olarak katılabildi. Türkiye’nin Guangzhou Başkonsolosu Kurtuluş Aykan dâhil olmak üzere Çin’deki diplomatik misyon temsilcileri de Çin hükümetinin büyük önem verdiği ve etkili bir platform olarak addettiği bu organizasyona katıldı, açılış konuşmaları ile forumları dinledi.

    Katılımcılar, forumlarda Çin’in kalkınmasının yeni güçleri, ikili sirkülasyon modeli ve Çin’in yüksek nitelikli dışa açılması; kentleşme, kentsel modernizasyon ve yönetişim; geleneksel olmayan güvenlik tehditleri ve küresel yönetişim reformu; salgın sonrası küresel ekonomik toparlanma, ekonomik küreselleşme ve bölgeselleşme; bilimsel ve teknolojik inovasyon ve uluslararası işbirliği ve kültürler arası diyalog gibi başlıklar altında görüşlerini paylaştı.

    Ekonomik küreselleşme ve bölgeselleşme başlıklı oturumda söz alan TEPAV Direktörü Güven Sak, Bölgesel Kapsamlı Stratejik Ortaklık (RCEP) anlaşmasının önemine işaret ederken, dünyanın en büyük serbest ticaret anlaşmasının aynı zamanda küresel entegrasyon ile bölgesel entegrasyonun birleştiğini gösterdiğini dile getirdi.

    Sak, Çin’in ortaya koyduğu Kuşak ve Yol inisiyatifinin Türkiye’ye getireceği fırsatlar hakkında değerlendirmeler yaptı.

    Özetle gerek açılış konuşmalarında, gerek oturumlarda vurgulanan en önemli hususlardan biri ‘çok taraflılık’tı. Katılımcılar, son dönemde dünyayı saran tek taraflı girişimlerin hiçbir ülkeye fayda getirmediği üzerinde birleşirken, Trump sonrası dönemde bu temayüllerin geride kalacağına dair umutlarını bazen aleni bazen de üstü kapalı şekilde ifade etti.

    Hegemonyacılığa karşı çıkmak ve çok taraflılığı savunmak, Çin’i ve Çin’in yükselişini anlamak için de başlangıç adımlarından biri olabilir. 

    Türkiye’yi kasıp kavuran diziyle ilgili söylenmesi gereken her şey artık söylenmiş olmalı. Kendi bağlamımızda kalırsak, dizinin kritik noktasının şu olduğunu söyleyebiliriz: Bir Başkadır, özünde, toplumun farklı kesimlerinin, farklı sembolik tiplerin birbirini nasıl da farkında dahi olmadan anlamadığını ve anlamaya yanaşmadığını, ötekini ne kadar az tanıdığını gösteriyor.

    Bir Başkadır’ın kentli, taşralı, muhafazakâr, seküler tarafları arasında buzlar (kırılırsa tabii) ne zaman kırılıyor? Taraflar, öncelikle karşısındakinin hikâyesini dinlemeye bilerek veya bilmeyerek gerçekten açık hâle geldiğinde…

    Çin ile bazı Batılı ülkeler arasında belki bir ‘anlaşılmazlık’ mevcut. Ancak 1980’lerde dışa açılmaya başlayınca diğer ülkelerle ilişkiye giren Çin’in bu süreçte mufassal bir dönüşümden geçtiğini, Batı’yı anlamak için de kendini muhataplarına anlatmak için de çaba harcadığını inkâr edemeyiz. Salgın döneminde dahi düzenlenen Çin’i Anlamak Konferansı da bu uzun süreli çabaların devamı olarak görülmeli.

    Tarih anlatılarının ve siyasi sistemlerin algıları da bir ölçüde şekillendirdiğini biliyoruz. Bunun ismini illa ‘Soğuk Savaş zihniyeti’ gibi kavramlara başvurmadan basitçe söylersek, anlamak için önce anlamayı istemek, anlamaya açık hâle gelmek lazım.

    [Devamını Oku]
    2020-11-30
  • Çin’in önerisi, Çin-ASEAN kader ortaklığına dinamizm katacak

    Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping bugün 17. Çin-Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Fuarı ve Çin-ASEAN Ticaret ve Yatırım Zirvesi’nin açılışında bir konuşma yaptı. Xi Jinping konuşmasında daha sıkı bir Çin-ASEAN kader ortaklığının teşkil edilmesi vurgusu yaparak, bu konuda dört maddelik öneri ortaya koydu.

    Çin önerileriyle ASEAN ile işbirliğini sürekli ilerletme, ikili ilişkileri yeni düzeye taşıma yönündeki içtenliği ve arzusunu gösteriyor.

    Bu yıl, Çin-ASEAN Serbest Ticaret Bölgesi’nin kuruluşunun 10’uncu yıldönümü. Bölgesel Kapsamlı Ekonomik İşbirliği Anlaşması (RCEP) da kısa süre önce imzalandı. Bütün bunlar, Çin ve ASEAN arasındaki işbirliğinin derinleştirilmesine zemin hazırladı. Çin’in, Çin-ASEAN Serbest Ticaret Antlaşması’nın etkin şekilde hayata geçirilmesi, tarafların piyasalarını birbirlerine açması, personel değişimine kolaylık sağlanması ve mal akışının hızlandırılması olmak üzere dört maddelik önerisi, önümüzdeki 10 yıl içinde iki taraf arasındaki ticari ve ekonomik işbirliğine dinamizm katacak.

    COVID-19 salgınının dünya çapında hızla yayıldığı bir dönemde en hızlı toparlanan ekonomi olarak Çin, Çin-ASEAN Fuarı gibi platformlar aracılığıyla daha çok ticari fırsat yaratacak, bölgesel ekonomik iyileşmeyi hızlandıracak, küresel ekonomiye güç ve destek sağlayacak.      

    [Devamını Oku]
    2020-11-27
  • AB ve ABD yeniden balayında mı?

    ABD Genel Hizmetler İdaresi kısa süre önce Demokrat Parti Adayı Joe Biden’in başkanlık seçimlerini kazandığını açıkladı. Aynı gün Biden AB ve NATO liderleriyle telefon görüşmesi yaparak Trans-Atlantik ilişkilerini güçlendireceklerini vurguladı. Bu, ABD’nin AB ülkeleriyle ikili ilişkileri iyileştirme beklentisinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bazı basın kuruluşları, ABD ve AB’nin yeniden balayına döneceğini öngörüyor.

    Ancak gerçek durum ne ? Son günlerde ABD’nin Danimarka ile vuku bulan telekulak skandalı belki de bu soruya cevap niteliğinde. Yerel basında yer alan haberlere göre, 2015-2016 döneminde Danimarka yeni tip savaş uçakları almak için ihale açtığı zaman ABD Ulusal Güvenlik İdaresi, Danimarka tarafıyla istihbarat işbirliğinden faydalanarak Danimarka Maliye Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve savunma işletmelerinin telefonlarını gizlice dinleyip, ihaleye katılan iki Avrupalı askeri işletmeye ait gizli bilgileri topladı. Sonunda ABD,  Lockheed Martin şirketi tarafından üretilen F-35 uçağı ile ihaleyi kazandı. Kısacası, ABD Danimarka ile özel istihbarat işbirliğinden faydalanarak müttefikinin çıkarlarını çiğnedi.

    Dahası ABD İsveç, Almanya, Fransa, Norveç ve Hollanda gibi ülkelerle de telekulak skandalıyla gündeme geldi. İngiliz analist Tom Fowdy kısa süre önce yazdığı bir makalede, “Avrupa için asıl tehdit Washington.” diye belirtti.  

    Biden’in Avrupa’ya yönelik politikaları ve müteffikleriyle ilişkilerini tamir etme arzusunu ortaya koyması nedeniyle ABD ve Avrupa arasındaki ilişkiler belli ölçüde iyileşecek, fakat iki taraf arasında halen çok sayıda çelişki ve anlaşmazlık da mevcut. Dolayısıyla ilişkilerin iyileşmesinin sınırlı oranda olacağı ve sözde “Atlantikçilik” düşüncesinin birçok zorlukla karşı karşıya bulunduğu düşünülüyor.

    [Devamını Oku]
    2020-11-26
  • Uluslararası düzen değişirken Çin’in sorumluluk alması takdir görüyor

    İngiltere’nin eski Başbakanı James Gordon Brown, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in ileri sürdüğü insanlığın kader ortaklığı kavramına destek verdiğini belirtti.

    “Çin’i Anlamak” temalı uluslararası konferans kısa süre önce Çin’in Guangzhou kentinde sona erdi. Söz konusu konferansta, uluslararası düzendeki büyük değişimler, dünyanın karşı karşıya bulunduğu sınavlar, uluslararası işbirliğinin yoğunlaştırılması, Çin’in modernleşme süreci ve insanlığın kader ortaklığının oluşturulması gibi konular ele alındı.

    James Gordon Brown video konferans yöntemiyle katıldığı etkinlikte Çin’in uluslararası işbirliğine yaptığı katkıları övgüyle değerlendirdi. Brown, yeni koronavirüs (Covid-19) salgınının dünyaya yayıldığı ve küresel ekonomide resesyon yaşanan şu günlerde, bazı ülkelerin kendi çıkarlarını korumak için aşırıcı girişimlerde bulunmasının yanlış olduğunu ifade etti.

    Küresel risklerin artmasına rağmen çağın barış ve refah odağı ile çok kutupluluk ve ekonomik küreselleşme eğilimleri değişmedi. Çok taraflılık ve serbest ticaret uluslararası toplumun ortak çıkarlarına uygundur. Çin’in bu konularda üzerine düşen sorumluluğu üstlenme cesareti göstermesi uluslararası toplumun övgüsü kazandı.

    Endonezya’nın eski Devlet Başkanı Megawati Soekarno Putri, konferansta yaptığı açıklamada, salgının başlarında diğer ülkeler iç meseleleriyle meşgulken Çin’in Endonezya dahil birçok ülkeye yardım sağladığını söyledi. Megawati, Çin’in salgın döneminde başka ülkelere yardım sağlamasının, insanlığın kader ortaklığı düşüncesinin hayata geçirilmesi yönündeki bir adım olduğunu dile getirdi.

    Tarihi deneyimlere göre, küresel sınamalar ancak ve ancak uluslararası işbirliği aracılığıyla aşılabilir. İnsanlık bu yüksek derecede sıradışı yol ayrımında iken Çin, dışa açılma ve işbirliğini sürdürerek, çok taraflılık ve refaha giden çifte kazanç yoluna ışık tutmaktadır.

    [Devamını Oku]
    2020-11-25
  • Chang’e-5 Ay keşif aracı, tarihi misyonu için yola çıktı

    Çin bugün sabah saat 04.30’da Chang’e-5 Ay keşif aracını başarıyla uzaya fırlattı.

    Çin Ay Keşif Projesi Başuzmanı Ouyang Ziyuan, Chang’e-5’in dört yönde atılım gerçekleştireceğini açıkladı. Birincisi Chang’e-5 Ay’ın yüzeyinden ilk kez mekanik olarak numune toplayacak, ikincisi Ay yüzeyinden ilk kez kalkış yapacak, üçüncüsü yerküreye 380 bin kilometre uzaklıkta Ay yörüngesinde insansız kenetlenme gerçekleştirecek. Son olarak da Ay’dan aldığı toprak örnekleriyle yerküreye dönüş yapacak.

    "Gezinme, iniş yapma ve geri dönme" olmak üzere üç aşamalı Ay keşif misyonunun son turuna geçen Chang’e-5 birçok ilke imza atacak. Özellikle Ay yüzeyinden toplayacağı örnekler büyük önem taşıyor. Dünya dışı cisimler insanlığın çok uzağında olduğundan bilim insanları yıllardır ışık spektrumu ve radyo dalgaları gibi yollarla bu cisimlerin yapısı, kimyasal elementleri ve evrim geçmişi hakkında dolaylı olarak bilgi edinip fikir yürütmeye çalışıyor. Ve dünya dışı cisimlerden alınan örnekler bilim insanları için ilk elden araştırma ve bu cisimleri, hatta uzayın tarihini anlama imkanı sağlıyor.

    Eski Sovyetler Birliği’ne ait bir keşif aracı 18 Ağustos 1976 tarihinde Ay’dan örnek toplamıştı. O günden itibaren tam 44 yıl geçti ve bu süre içinde aynı misyon tekrarlanamadı. Bugün Ay’dan toprak örneği almak için yeniden yola düşen Chang’e-5, Ay ile ilgili bilimsel çalışmalar ve  hatta tüm uzayın keşfine önemli katkı sağlayacak. Dolayısıyla Chang’e-5’in son misyonu uluslararası bilim çevrelerince yakından takip ediliyor.

    Ay, yerküreye en yakın gök cismi. Uzay keşif çalışmalarının yoğunlaşmasıyla birlikte Ay, kaçınılmaz olarak insanlığın tam anlamıyla tanıyacağı uzaydaki ilk istasyon konumunda. Çin’in uzay keşif misyonlarının hedefi, insanlığın doğduğu andan beri taşıdığı merak duygusunu tatmin etmek ve uzun vadeli gelişmesine katkı sağlamaktır.

    [Devamını Oku]
    2020-11-24
  • Kalkınma, yoksulluk sorununu çözmenin başlıca anahtarı

    Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, önceki gün G20 Liderler Zirvesi’ne Beijing’den video konferans yoluyla katıldı. Xi Jinping, toplantıda kalkınmanın, yoksulluk sorununu çözmenin başlıca anahtarı olduğunu vurguladı.

    Dün Çin’in güneybatı bölgesinde yer alan Guizhou eyaletindeki son 9 yoksul ilçenin de yoksul ilçeler listesinden çıkarılmasıyla Çin’de yoksul ilçe kalmadı.

    Çin, insanlığın yoksulluğu azaltma tarihinde büyük bir mucize yaratıyor ve dünya çapında yoksulluğu azaltma çalışmalarına büyük güç enjekte ediyor.

    “Herkesin aynı anda kalkınması, gerçek bir kalkınma demektir.” diyen Xi, yoksulluğu azaltma hedefine 10 yıl erken ulaşan Çin’in, yeni kalkınma aşamasına girdiğini ve bu süreçte kendi avantajlarını kullanıp gelişmekte olan ülkelerin yoksulluğu azaltma yeteneklerini geliştirmelerine destek sağlayacağını, yoksulluktan uzak ve ortak kalkınmaya dayalı daha iyi bir dünya inşa etmek için diğer ülkelerle birlikte çalışmaya hazır olduğunu söyledi.

    [Devamını Oku]
    2020-11-24
  • Pompeo’nun fiyaskolarla dolu veda turu...

    ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ülkesinde seçim karmaşıklığı sürerken 14 Kasım'da Avrupa ve Orta Doğu'da 10 günlük bir geziye çıktı. Bazı medya kuruluşları bunu "veda ziyareti" olarak bahsederken, bazıları Pompeo'nun 2024 başkanlık seçimlerine katılmak için "destek toplandığını" söyledi.

    Gelgelelim, Pompeo'nun "küçük hesaplarının” nihayetinde başarısızlığa mahkum olduğuna dair muhtelif işaretler var. Fransa'da gezinin ilk durağında medya organları, Pompeo'nun gelişinin "utanç verici" olduğuna acımasızca işaret etmiş olsa da, Orta Doğu'da Pompeo utançtan daha fazlasıyla karşı karşıya kaldı.

    Türk yetkililer İstanbul’a gitmedi

    Pompeo’nun yedi ülkeden oluşan turnesinde Türkiye’nin konumu özeldir. Ne Türkiye'nin başkenti Ankara'ya gitti ne de siyasi liderlerle görüştü. İstanbul'a gelir gelmez Ortodoks Kilisesi liderleriyle görüştükten sonra Türkiye'den ayrıldı. Pompeo, Türkiye'de bulunduğu süre içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmedi.

    İki tarafın neden bir araya gelmediği konusunda farklı görüşler dillendiriliyor. Associated Press'in aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili, “Pompeo'nun gezisinin kısa olması ve düzenlemeleri koordine etmenin zor olması nedeniyle” Türk yetkililerle görüşmediğini, ABD'nin görüşme talebinde bulunmasına rağmen, Türk yetkililerin başkent Ankara'dan İstanbul'a gelmediklerini söyledi. Türk medyası, hükümetin Pompeo'nun ziyaretine kayıtsız kaldığını ve onunla görüşmek için Ankara'dan ayrılmayı reddettiklerini söyledi.

    “ABD nefret suçlarıyla yüzleşmeli”

    Bu yılın Temmuz ayı başlarında, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya Müzesi'ni camiye çevirmek için bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi imzaladı ve bu hareket Pompeo tarafından açıkça eleştirildi. Pompeo, Türk Ortodoks Kilisesi lideri ile görüşürken, "din özgürlüğü konusundaki kararlı duruşunu" dile getirdi ve Türkiye'deki dini konuları tartışma konusu haline getirdi. Türk Dışişleri Bakanlığı bu tutumu kınayan bir açıklama yaptı ve bu yorumların "aşırı derecede uygunsuz" olduğu vurgulanırken, Amerika Birleşik Devletleri'nin "önce aynaya bakması" ve kendi ülkesindeki "ırkçılık, İslamofobi ve diğer nefret suçlarıyla yüzleşmesi” tavsiye edildi.

    Bölgesinde önemli bir ülke ve bir NATO üyesi olan Türkiye’nin ABD ile sorunları pek çok alana yayılıyor. Temmuz 2016'da Türkiye'deki darbe girişiminden bu yana Türk tarafı, darbenin Gülen cemaati tarafından planlandığını açıklamış, ancak Gülen'in ABD'den iadesi konusunda defalarca engellerle karşılaşmıştır. O zamandan beri, Ankara’nın terör örgütü PKK’nın bir kolu olarak gördüğü YPG’ye verilen silah desteği ve Türkiye'nin Rus S-400 hava savunma füzesi sistemini satın alması gibi bir dizi konuda, iki ülkenin görüş farklılıkları ve anlaşmazlıkları giderek arttı.

    Katar’da ilginç detaylar

    Katar da Pompeo'nun ziyaretine karşı son derece "ihtiyatlı" göründü. Pompeo, 21 Kasım’da Katar Emiri ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ile başkent Doha'da ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdi, ancak bu toplantıda ortaya çıkan detaylar pek çok konuyu açıklamaya yetiyor.

    Öncelikle bu toplantının yeri ile ilgili olarak Katar Emiri, yabancı devlet adamlarının rutin olarak kabul edildiği "Emir Sarayı" için düzenleme yapmadı, başkent Doha'nın yapay adasında İnci Sarayı seçildi. Ayrıca, önceki ziyaretlerle karşılaştırıldığında, Katar'ın resmi medyası haberleri çok kısa gördü.

    Pompeo'nun BAE gezisi sakin görünüyordu. 20 Kasım'da Abu Dabi'ye geldi. Bir günlük kısa bir gezinin ardından BAE'deki resepsiyon oldukça tatmin ediciydi. Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed el-Nehyan, Pompeo ile görüştükten sonra BAE'nin resmi haber ajansında kısa ve sönük ifadelerden oluşan bir makale yayınladı. Bu kesinlikle bir tutumdu; sonuçta BAE, Biden'i seçildiği için tebrik etmişti. Bu nedenle görüşmelerin ana maddelerinden biri, Ekim 2019'da ABD-Arap stratejik diyaloğunu gözden geçirmektir.

    Pompeo Suudi Arabistan'da "veda turunun" son durağında yine aradığı ilgiyi göremedi. Suudi Ulusal Haber Ajansı, Pompeo ile Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman arasındaki görüşmeyi bildirdiğinde, basitçe “Ortadoğu'daki durumun gelişmesi ve bu amaçla yapılan çalışmaların yanı sıra, iki ülke arasındaki ilişkileri de gözden geçirdiler” açıklamasını yaptı. Suudi Ulusal Televizyon İstasyonu, ziyaretle ilgili hiçbir şeyden bahsetmedi.

    İsrail medyası, Pompeo'nun Suudi Arabistan'ı ziyaret ettiği gün, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun gizlice Suudi Arabistan'ın kuzeybatısındaki Yeni Gelecek Şehri'ne, istihbarat teşkilatı Mossad Başkanı Yossi Cohen ile birlikte gelerek Suudi Veliaht Prens Muhammed ile görüştüğünü bildirdi. Pompeo yalnızca destekleyici bir rol olarak göründü. Haber çıktığı anda Ortadoğu medyasının büyük bir kısmının manşetlerinde yer aldı ve sadece Suudi Arabistan'daki yerel medya bunu gizli tuttu. Haber doğruysa, bu şimdiye kadar İsrailli ve Suudi yetkililer arasındaki en üst düzey görüşmedir, ancak Suudi Dışişleri Bakanı sosyal medyada toplantının varlığını yalanladı.

    Filistin: Dünyanın “Trump mirasından” kurtulması gerekiyor

    Pompeo 18-20 Kasım tarihleri ​​arasında İsrail'i ziyaret etti ve Batı Şeria'daki Psaga Bağı ve Golan Tepeleri'ni gezdi. Bu iki yer İsrail-Filistin çatışmasının odak noktası oldu. Filistin Kurtuluş Örgütü İcra Komitesi üyesi Hanan Aşravi, Pompeo’nun uluslararası hukuku ihlal etmesi nedeniyle Birleşmiş Milletler’e resmi olarak şikayette bulunacaklarına işaret etti. Aşravi, Batı Şeria ziyaretinin "giden ABD hükümetinin son mücadelesi" olduğunu ve Pompeo'nun siyasi hedeflerinin önünü açtığını söyledi. Tüm dünyanın "Trump mirasından" ve bunun neden olduğu kaostan kurtulması gerekiyor diyen Arşavi, “Filistin sorumlu ülkelerle işbirliği yapmayı dört gözle bekliyor” diye ekledi.

    Pompeo'nun hareketi Suriye'de de büyük bir memnuniyetsizliğe neden oldu. Suriye resmi medyası, Pompeo'nun davranışlarının provokasyonlarla dolu olduğuna ve Suriye egemenliğinin açık bir ihlali anlamına geldiğine dikkat çekti. Pompeo, İsrail'in Suriye'den ilhak girişimi Trump tarafından tanınan Golan Tepeleri'ni gezen ilk dışişleri bakanı oldu.

    Her şeyin bir nedeni ve bir sonucu var. Trump'ın göreve geldiğinden beri izlediği Orta Doğu politikası, bugün Pompeo'yu bu duruma mahkum etti.

    Filistin-İsrail meselesinde, Amerika Birleşik Devletleri bir yandan İsrail'in başkent Kudüs'ü kurmasını ve Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerinde "egemenliğinin" tanınmasını desteklemek için sözde "Yüzyılın Anlaşması"nı ortaya attı. Görünüşte barışçıl olan bu anlaşma, aslında Trump yönetiminin ABD'deki İsrail ve Yahudi grupların desteğini kazanmak için Filistin halkının çıkarlarından vazgeçmesidir. Bu hareket, Ortadoğu'daki birçok ülkede büyük ölçekli gösterileri tetiklemekle kalmadı, aynı zamanda Arap dünyasında yaygın kınama ve hoşnutsuzluğa neden oldu.

    “Anti-İran” ve “Anti-Biden” turu

    Mike Pompeo, Washington’un İran üzerindeki "maksimum baskı" siyasetini güçlendirmek için de Orta Doğu turunu kullanmış olabilir; Başkan seçilen Joe Biden’ın bunu kolayca tersine çeviremeyeceğini umuyor. Bu bağlamda Pompeo’nun turunun “İran ve Biden karşıtı” bir motivasyon taşıdığı açıktır.

    Eski başkan Barack Obama'nın baş yardımcılarından Ben Rhodes, NBC'ye verdiği demeçte, “topal ördek” olarak tanımladığı dışişleri bakanının sadece "Biden başkanlığını karmaşıklaştırmaya çalışmadığını, kendi siyasi çıkarlarına da odaklanmış göründüğünü” söyledi. Pompeo'nun 2024'te gözünün Beyaz Saray'da olduğuna dair geniş spekülasyonlar var; bu son kampanyayla İsrail'i kesinlikle destekleyen diğer Evanjelik Hıristiyan dostlarına ulaşmak istemiş olabilir.

    İşine gelmediğinde uluslararası normları baltalamaktan geri durmayan ABD, Orta Doğu'da barış ve istikrarı değil, kendi menfaatini önceliyor. Orta Doğu'daki mevcut düzeni kırmaya ve onu yeniden bir "barut fıçısına" çevirmeye çalışıyor.

    [Devamını Oku]
    2020-11-24