Türkiye’nin Beijing Büyükelçisi Musa: Çin iş gücü kalitesini teknolojik standartlarla uyumlu hâle getiriyor

2024-03-10 21:09:06

Türkiye’nin Beijing Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, Çin’in başkenti Beijing’de Çin Medya Grubu’na özel bir röportaj verdi. Çin ekonomisinin dünyayla entegre olduğuna ve büyük önem taşıdığına dikkat çeken Büyükelçi Musa, Çin’in, iş gücü kalitesini günün teknolojik standartlarıyla uyumlu hâle getirmeye hazırlandığını vurguladı.

Büyükelçi Musa, Türkiye’nin daha fazla Çinli firmanın ve yatırımcının ülkeye gelerek yatırım yapmasını arzu ettiğini dile getirdi. Musa, önümüzdeki yıl iki ülke arasındaki kültürel temas ve iletişimi geliştirmek için çeşitli etkinlikler düzenleneceğini de bildirdi.

1. Sayın Büyükelçi, İki Toplantı'nın açılış oturumuna ilk kez katılma imkânı buldunuz. Toplantıların gündemindeki hangi konular daha çok ilginizi çekti? Sizce İki Toplantı’nın önemi nedir?

Evet, Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı ile Ulusal Halk Meclisi'nin tertiplenen toplantılarının açılış oturumlarına Beijing’deki diğer büyükelçilerle birlikte ben de davet edildim. “İki oturum”, Çin siyasi hayatındaki en önemli olay olarak algılanıyor. Buna neden bu kadar önem atfedildiğini oraya gidince bizzat daha iyi görüyorsunuz. Çünkü her iki oturumda da iki önemli şey ortaya çıkıyor: Bir, önceki yılın bir tür muhasebesi yapılıyor. Gerçekleştirilen projeler, uygulanan politikalar, elde edilen sonuçlar, var ise eksiklikler gözden geçiriliyor. O temelden hareketle içinde bulunduğumuz 2024 yılına ilişkin genel siyasal oryantasyonlar ve genel politika yönelimleri de orada açıklanıyor. Çin’in siyasi, sosyal, iktisadi ve ticari alanda, sanayi, inovasyon ve teknoloji alanlarında kaydettiği gelişmeler, uyguladığı politikalar ve içinde bulunduğumuz yıl uygulayacağı politikalar konusunda çok açık ve net bilgiler paylaşıldı.

Tüm bunları hükümet bir bütün hâlinde takip ederken, devlet aygıtının birlikte Çin şartlarında nasıl bir ahenk içinde işlediğini görmek bakımından da önemli bir egzersizdi bu. Tabii ki her iki toplantıda Sayın Devlet Başkanı Xi Jinping, Sayın Başbakan Li Qiang, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi'nin üyeleri, politbüro üyeleri, daimi komite üyeleri hepsi hazırdı. Bu da hükümet politikalarının yürütülmesinde Çin Komünist Partisi ile nasıl bir uyumlu çalışma gerçekleştirildiğini, bu politika oryantasyonlarının nasıl partinin ortaya koyduğu ilkeler ve yönelimler doğrultusunda şekillendirildiğini bizatihi görmek bakımından önemliydi.

2. Geçen yıl dünya ekonomisi üzerindeki aşağı yönlü baskılara rağmen Çin’in gayrisafi yurt içi hasılası yüzde 5,2 oranında arttı. Başbakan Li Qiang, sunduğu Hükümet Çalışma Raporu’nda Çin ekonomisinin durumunu analiz etti, ekonominin genel olarak pozitif büyüme seyrini sürdüğünü belirtti. Siz Çin ekonomisinin mevcut durumunu ve geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Özellikle günümüz dünyasında bütün ülkelerin ekonomileri artık entegre bir vaziyette çalışıyor. Çin ekonomisi de öyle, dünyayla entegre. 2001 yılında Çin, Dünya Ticaret Örgütü'ne üye oldu. Bu üyelikle birlikte, Çin çok önemli ekonomik gelişmeler sağladı. Tabii bunun yükümlülükleri de var. Dünya standartlarında birtakım kurallara uymak gerekiyordu. Bunları uygularken Çin, çok önemli bir ekonomik gelişme de kaydetti. Bu arka planı şunun için paylaşıyorum. Çin ekonomisinden bahsederken, dünyadan da bahsetmek lazım. Dünya ekonomisi nasıl gidiyor? Hepimiz biliyoruz, özellikle Covid-19 pandemisinin getirdiği olumsuz etkileri hesaba katarsak -ki sadece o değil, başka şeyler de oldu- bu arka plan temelinde bakarsak, çok hızlı bir toparlanma gözlüyoruz. Özellikle geçen yılın son çeyreği itibarıyla istatistiklere baktığımız zaman Çin ekonomisinin de çok hızlı bir toparlanma sürecinden geçtiğini, artık eski sağlığına hemen hemen kavuştuğunu görüyoruz, ki bu OECD'nin açıkladığı raporlarda da var. 

Her ülkenin ekonomisi kendi kontekstinde önemlidir, fakat Çin ekonomisi neden önemli? Çin'inki şu bakımdan önemli, çünkü Çin büyük bir güç. Dünyanın ikinci ekonomisi. Hâliyle 18-19 trilyon dolarlık bir ekonomi ve ekonominin büyüklüğünü dikkate alırsanız yüzde 5 oranındaki artış çok büyük.

2024 yılının ilk iki aylık döneminde Çin’in dış ticaret hacmi 850 milyar dolar. Bu niye önemli? Çin dünya ile entegre çalışıyor. Çin'in Avrupa Birliği ülkeleriyle ikili ticareti 1 trilyon doların üzerinde. ABD ile 700 milyar dolarlarda. Bizim geçen yılki ticaret hacmimiz de 45 milyar doları geçti. Bir hesaba göre, 48 milyar doları buldu. Böyle bir büyük partnerin ekonomisinin sağlıklı ve iyi işlemesi, kriz olmaması, zorlukla karşılaşılmaması, tabii ki Çin'in irtibat içinde olduğu, ilişki içerisinde olduğu her ülke için, dünya için genel hatlarıyla önemli. Biz de bunu yakinen izliyoruz. Ortaya konulan raporlardan, yapılan konuşmalardan anladığım kadarıyla 2024 yılında Çin ekonomisi yüksek bir kalkınma oranı hedefliyor: Yüzde 5. Önemli ölçüde dış ticaret odaklı, yani dünya ile irtibat, münasebet ve ilişki odaklı bir ekonomik politika oryantasyonu benimsenmiş görünüyor. Bu demek oluyor ki, Çin, önümüzdeki dönemde de dünyayla ve bölgesiyle ilişkilerine, ekonomik alanlar da dâhil olmak üzere ciddi bir önem atfediyor.

3. Son günlerde Çin’de gündemde önemli bir kavram var: Yeni nitelikli üretici güçler. (New quality productive forces) Bu kavramı nasıl değerlendiriyorsunuz? Çin’in önderliğinde yeni nitelikli üretici güçler Türkiye’ye ve dünyaya ne gibi fırsatlar getirecek?

 “Productive Forces”tan başlayalım. İktisat terminolojisinde bu çok bilinen bir kavramdır ve üretim araçlarına atıfta bulunur. Bu üretim araçlarının başlıcaları nelerdir? İş gücü ve sermaye. Bu iki unsuru anlamak lazım. Buradan hareket ettiğimiz zaman, Çin’de “New Quality Productive Forces”, yani bu iki unsurun yeni bir kaliteyle, nitelikle piyasaya çıkması arzusu ve beklentisi ve de bunun için alınan tedbirler var.

İş gücü merceğinden bakarsanız, özellikle Çin'de son yıllarda gördüğümüz çok temel bir gelişme var. O da, inovasyonun da çok hızlı ve çok ileri düzeyde ilerliyor olması. Bunun en son örneği yapay zekâ. Şimdi bütün bu teknolojik gelişmeler, yapay zekâdaki gelişmeler, inovasyon alanındaki gelişmeler bir şeyi zorunlu kılıyor; o da, iş gücünün, yani çalışanların bu yeni duruma adapte olması, uyum sağlaması. Demek ki Çin, önümüzdeki dönemde iş gücü kalitesini de günün teknolojik standartlarıyla uyumlu hâle getirmek için plan ve programlar hazırlıyor. Bu iş gücüyle ilgili kısmı.

“New Quality Productive Forces”in sermaye boyutuna geldiğimiz zaman, firmaların, üretenlerin de karşı karşıya kaldığı sınamalar var. Nedir bunlar? Yurt içindeki koşullar tabii ki geçerli, ancak dünya koşullarına da bakmak lazım. Uluslararası piyasada çok yoğun bir rekabet var. Piyasalara daha kaliteli, daha nitelikli, daha güvenilir ve daha kolay erişilebilir ürünler sunmak gerekiyor. Demek ki firmaları da, üreticileri ve pazarlayıcıları da bu dünyadaki yeni şartlarla, konjonktürle baş edebilecek, rekabet edebilecek bir altyapıyla desteklemek lazım. Onların da bir dönüşümden geçmesi gerekiyor. Çin hükümeti, programlardan anladığımız kadarıyla bu konuda da bazı politikalar benimsedi. Bunları kararlı bir şekilde uygulamaya koyacak ki, ehil insanlarla üretilen, ortaya konulan ürünler yine yeni teknolojik gelişmelere uyum sağlamış, rekabet gücü yüksek firmalar üzerinden uluslararası piyasalara taşınabilsin. Çünkü ürettiğiniz zaman iş bitmiyor. Bunu uluslararası piyasalara sunmak, müşteri beğenisini kazanmak, yani etkin bir şekilde satabilmek lazım. O ikisini bir araya getirdiğimiz zaman “high quality productive forces” ortaya konmuş oluyor.

Ve şu bir gerçek: Artık rekabet gücü yüksek ürünler, yüksek teknolojiyi daha çok içeren ürünler, yapay zekâda, diğer inovasyon teknolojilerinin hepsi de, yani az önce kullandığımız tabiriyle “high quality productive forces” bunun ayrılmaz bir parçası. 

4. Türkiye ile Çin arasında ekonomi ve ticaret alanlarındaki işbirliği geçen yıl da gelişmeyi sürdürdü. Çok sayıda Çinli firma, Türkiye’de faaliyet göstermeye başladı. Çin piyasası da Türk iş insanlarının daha çok ilgisini çekmeye başladı. 2024 yılında iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğine dair beklentileriniz neler?

Çin ile Türkiye arasındaki ilişkilerin çok uzak bir geçmişi var. Hatta tarihî vesikalara göre, 20 asırdan beri irtibat hâlindeyiz. Ama daha yakın zamanlara gelirsek, çok somut ve çok görünür bir şekilde, 15-16. yüzyıldan itibaren Çin ile Osmanlı İmparatorluğu çok yakın bir etkileşim içinde olmuş.

İlk ticaret kervanları, Osmanlı'dan Çin'e 1520'lerde Kanuni Sultan Süleyman döneminde gönderiliyor. Çok ilginç bir hikâyesi vardır bunun. O ticaret kervanlarının Çin'e varışı ve Çin'den dönerek tekrar İstanbul'a intikal etmeleri ortalama 4-5 yıl, bakar mısınız? 4-5 yıllık bir seyahat. Kervan nereyi kat ediyor? İpek Yolu’nu, bugünkü Kuşak ve Yol Girişimi’nin izlerini, aynı rotayı takip ediyor. O zaman Türkler ve Çinliler bu yolu kullanmışlar. Bakın, oradan başlıyor bizim işbirliğimiz. Bunu özellikle söylemek istiyorum. Hakikaten tarihî hafıza ile ilişkilerimize bakarsak, Türkler ve Çinliler olarak bizim aslında çok sağlam temellere sahip olduğumuzu, bu temeller üzerinde çok yeni işbirliği alanları tesis edebileceğimizi görebiliriz.

Bugün de ilişkilerimizin önemli bir kısmını, hatta özünü ekonomik ve ticari ilişkiler oluşturuyor. İkili ticaret hacmimiz son 20 yılda 40 kat attı, 45 milyarları geçti. Çin, bizim Asya'daki birinci partnerimiz. Dünyaya baktığımız zaman ise üçüncü. Demek ki Çin'in Türkiye'yle, Türkiye'nin Çin'le ekonomik ve ticari ilişkileri de önemli. Diğer alanlar da tabii ki önemli. Siyasi, kültürel ve akademik ilişkiler, turizm ve insandan insana münasebetler, hepsi önemli.

Ticari ilişkilerde son yıllarda epey mesafe katettik. Sizin de işaret ettiğiniz gibi, Çinli pek çok firma Türkiye'deki verimli ve hoşgörülü yatırım ortamından istifade etme yolunu seçti. Türkiye'de bin 300'e yakın Çinli firma var. Biz onları kendi firmalarımız gibi mütalaa ediyoruz. Türk firmalarının istifade ettikleri koşullardan onlar da yararlanıyorlar. Daha fazla Çinli firmanın, Çinli yatırımcının Türkiye'ye gelmesini, yatırım yapmasını arzu ediyoruz. Bu, birçok nedenle gerekli. Ekonomik ve ticari ilişkilerimiz 50 milyar dolara doğru gidiyor. Çin, dünyaya her sene 150 milyon turist gönderiyor. Türkiye’ye ise geçen sene sadece 250 bin Çinli turist gitti. Çok az. Ümit ederiz ki, Çin'den Türkiye'ye daha fazla turist gelsin. Arzumuz ve hedefimiz, bunu makul bir sürede 2 milyona çıkarmak. Bu çok zor bir hedef değil. Bu yönde çok yapıcı tedbirler de aldık. Vize sistemimiz çok esnek. İnternet ortamında başvuru yapılabilir ve süratle vize ita edilebilir. An itibarıyla Çin'den Türkiye'ye haftada 49 sefer var. Seferlerin de artmasıyla rekabet koşulları daha iyi oluşur, Çinli dostlarımız Türkiye’ye gider, Türkiye'nin zengin kültürünü, tarihî zenginliklerini, medeniyet değerlerini ve mutfağını yakinen keşfetme imkânı bulurlar.

5. Türkiye’de 2023 yılının şubat ayında çok şiddetli iki deprem meydana geldi. Depremlerin ardından Türkiye ile Çin arasında deprem riskini azaltma alanındaki işbirliği pekiştirilirken, beşeri temaslar da çoğaldı. Türkiye ve Çin arasındaki kültürel değişim ve işbirliğine dair planlarınız neler?

6 Şubat 2023 depremi ülkemizi çok ciddi şekilde sarstı. 50 binden fazla insanımızı kaybettik. Depremin yaşandığı ilk gün ve sonrasında dünyanın her tarafından başsağlığı ve dayanışma mesajları geldi. Çin'den de çok samimi dayanışma ve destek mesajları geldi. Bunun ötesinde Çin hemen ilk günden itibaren kurtarma ekipleri gönderdi. Çinli ekipler 30’un üzerinde insanımızın hayatını kurtardı. Kendilerine şükran borçluyuz. Türkçemizde güzel bir tabir var: Dost kara günde belli olur. Bu zor dönemimizde Çin hükümeti, Çin halkı ve Çinli sivil toplum kuruluşları gerçekten samimi bir şekilde ve hızla yardımımıza geldiler, bize destek sağladılar. Kendilerine bir kez daha en samimi teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Biz Çin ile ilişkilerimizi bir bütün olarak görüyoruz. Bunun içerisinde siyasi ilişkiler var, ekonomik-ticari ilişkiler var, kültürel ilişkiler var, akademik boyuttaki ilişkiler var, düşünce kuruluşları arasındaki ilişkiler var. Bütün bu alanlarda daha ileri gitmek istiyoruz. Siyasi boyutta üst düzey ziyaretler önemli. Takvimler olgunlaştığı vakitte, daha üst düzey ziyaretler, bakan düzeyinde ve daha ötesinde üst düzey ziyaretler, tabii ki gündemimizdeki, düşündüğümüz ve arzu ettiğimiz gelişmelerdir.

Bunu Çinli muhataplarımızla da düzenli olarak ele alıyoruz. Karşılıklı olarak mutabık kalınacak tarihlerin belirlenmesi sonrasında bu alanlarda da ilerleyeceğiz. Geçen yıl, siyasi bağlamda iki önemli ziyaret oldu. Bir, Çin Dışişleri Bakanı Sayın Wang Yi'nin Türkiye ziyareti önemli bir ziyaretti. Hem Sayın Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan'la görüştü, hem de Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kabul edildi. Önemli konular ele alındı. Aralık 2023'te de Sanayi Bakanımız geldi buraya. Özellikle elektrikli araç üreten firmalarla temaslarımız oldu. Ümit ederiz ki, bu temelden hareketle Çinli elektrikli araç üreticileri de Türkiye'de yatırım yapmayı gündemlerine alır, değerlendirirler.

Turizm faaliyetlerini epey irdeledik, işledik. Yine o alandaki çabalarımızı sürdüreceğiz. Hemen her gün, bu faaliyetleri nasıl daha fazla kolaylaştırabileceğimizin arayışı ve zihinsel egzersizi içindeyiz. Kültür alanında da yapılması gereken çok şey var. Çin, kültür düzeyi çok yüksek bir ülke. Çok kaliteli ürünlerin alıcısı çok fazla. Bizim de dünya çapında ünlü markalarımız var. Mesela Anadolu Ateşi var. Gelenekselle moderni birleştiren, buluşturan 110-120 kişilik bir ekip. 2018 yılında Turizm Yılı vesilesiyle Çin’e de geldi. Burada çok beğeniyle izlendiğini görüştüğüm herkes söylüyor. Onu getirmek gibi bir düşüncemiz var. Mehter takımımız çok ünlü. Onun sunumları yine gündemimizde. Türkiye'de Mevlevi geleneği, Mevlana geleneği ve dervişler çok önemlidir. Bunun hem görsel olarak hem düşünsel olarak arkasındaki felsefe itibarıyla Çin'de de beğenileceğini umduğumuz bir faaliyet olur düşüncesindeyiz. Bunun ötesinde, biliyorsunuz Çin'de 2021 yılında bir kültür merkezi açtık: Yunus Emre Kültür Merkezi. Pekin'de ve Çin'in başka yerlerinde düzenli olarak çok farklı kültürel etkinlikler tertiplemeyi öngörüyoruz.