[an error occurred while processing this directive]

Beijing'deki büyük adam: Gönüllerin cumhurbaşkanı

    2009-02-18 19:20:28                cri
    Önemli yazarlarımızdan Vedat Günyol hayattayken, "Edebiyatımızın Cumhurbaşkanı" diye anılırmış. Ben Hüseyin Karanlık'tan öğrenmiştim. Günyol'a kim vermişti bu unvanı? Doğrusu, bu günlüğü yazana kadar hiç aklıma gelmemişti bunu sormak. Bana çok doğal gelmiş öyle anılması ki, duyar duymaz kabullenivermişim. Bu unvan için bir seçim yapılmış değildi elbet. Ama edebiyatla ilgili herkes, hiç tartışmasız onu öyle benimsemiş. Edebiyat dünyamız bir ülke olsaydı eğer, o makama en çok o yaraşırdı.

    Demek ki, bütün bir ülkeyi resmen temsil eden cumhurbaşkanları olduğu gibi, daha küçük toplulukların da, uyandırdıkları saygı ve sevgi nedeniyle gönül makamlarına oturttukları bir gayriresmi cumhurbaşkanları olabiliyor. Bazan resmi cumhurbaşkanının oturduğu makama yakışıp yakışmadığı tartışılsa bile, böyle içten yapılan seçimlerle belirlenen cumhurbaşkanları üzerinde tam bir mutabakat oluyor.

    SAĞLIK BÜLTENİ

    Beijing'deki Türk topluluğunun da böyle bir cumhurbaşkanı var. Burada yaşayan Türk yurttaşlarının gönüllerinde farkında olmadan yaptıkları seçimle kalplerdeki makama sessiz sedasız oturan cumhurbaşkanı, bir süre önce herkesin yüreğini ağzına getirdi.

    Kalplerin cumhurbaşkanı, birden rahatsızanmış ve acilen hastaneye kaldırılmıştı. Beijing'deki Türk toplumu, haberi e-posta iletişimiyle öğrendi. Doğrusu metin, tam da cumhurbaşkanlarının sağlık durumu hakkında, ülke yurttaşlarına bilgi veren bir bülten üslubuyla kaleme alınmıştı. Satır aralarını okumasını bilenler için kısacık bildiriler neler söylemez ki! Hâliyle telaşlandım.

    BULAŞICI İYİMSERLİK

    Oysa daha bir saat önce telefonda konuşmuştum kendisiyle. Telefonla konuşacak kadar yakın olmamın nedeni, Türk toplumu içinde önemli bir yerim olduğundan değil, Türkiye'den tanımanın getirdiği hukuku belki de yerli yersiz kullanıyor olmamdan... Sesi her zamanki neşesinden hiçbir iz taşımıyor, keyfinin hiç yerinde olmadığı seziliyordu. Göğsünün sağ tarafına bir sancı saplanıyormuş. Ama, kendi sıkıntısından çok beni yatıştırmaya önem vererek, "Geçer birazdan" gibi birşeyler söyledi.

    Zaten, onun her zamanki iyimserliğinin çevresine bulaşmamasına imkan var mı? Gerçi, olayları içinden nasıl yaşadığını, yüzeyin altındaki katmanlarda duygu dünyasının nasıl olduğunu tam olarak bilmeye imkan yok. Ama kendisi iyi olmasa bile, etrafına iyimserlik saçtığı, eminim onu tanıyan herkesin ortak kanısıdır. Ben de onun bize bulaştırdığı iyimserliği içimden onun sağlık durumuna yansıtmış ve "geçer herhalde" demiştim. Zaten evden çıkmış, maç seyretmeye gidiyormuş.

    İşte o maç seyrettiği yerde fenalaşmış ve hastaneye kaldırılmış.

    HASTANEDE İZDİHAM

    Evet, Beijing'deki Türk Toplumu'nun en kıdemli üyesi değilse de, en kıdemlilerinden biri olan Kamil Erdoğdu'dan söz ediyorum. Aradaki kısa fasılaları saymazsak, Kamil Erdoğdu 18 yıldır Beijing'de. Çin Uluslararası Radyosu Türkçe Servisi'nde başladığı uzun Çin macerasına, şimdi Anadolu Ajansı'nın Beijing Büro Şefi olarak devam ediyor. Bir bakıma, 18 yıldır Çin'i Türkiye'ye anlatıyor. Tabii, tersinden bakarsak, fırsat düştüğü kadar Türkiye'yi de Çin'e tanıttı.

    Hasteneye kaldırıldığı andan başlayarak, sağlık durumuna ilişkin bilgiler gün gün değil, saat saat buradaki Türk toplumunun üyelerine aktarıldı. Ama, bültende verilenlerle yetinmeyen toplum üyeleri hastane santralini kilitleyerek daha ayrıntılı bilgi almak istedi. O nedenle, telefon ve ziyaretçi trafiğine belli bir düzen getirmek için bir takım önlemler alma zorunluluğu doğdu.

    İLERİ GELENLERİN EN İLERİ GELENİ

    Beijing'deki Türk toplumu, kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından oluşuyor. Bu toplumun üyelerinin işleri, yurdumuzu burada temsil eden Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği'nin Konsolosluk Şubesi'nce görülüyor. Bu arada, hakbilirliğin bir gereği olarak belirtmem gerekir ki, Konsolosluk Şubesi'ne işi düşenlerin işlemleri nazik görevlilerce büyük bir süratle yapılıyor. Başta Cumhuriyet Bayramımız olmak üzere ulusal bayramlarımızda verilen kabuller bütün yurttaşlarımıza açık oluyor ve doğrusu bize kendimizi vatanda hissettirecek bir ortamda gerçekleşiyor.

    Yabancı ülkelerde yetki ve görevler resmi misyon tarafından üstlenilir, ama onun dışında, gurbetteki toplumun günlük yaşamında önemli yeri olan insanlar da vardır. Diyelim ki, zamanında falanca ülkenin filanca şehrinde yaşamış birine feşmekan ülkesinde rastladınız. "Kimleri tanırsın?" diye sorulunca ilk akla gelen isimler vardır. Bu şahsiyetler adeta o topluluğun resmi olmayan temsilcileridir. Oranın ileri gelenleri sayılır. Devlet ricalinden olmasa da, cemiyet ricalinden kabul edilirler. Topluluğun erkânındandırlar.

    DEV ÜLKEDENİN MEGAPOL BAŞKENTİNDEKİ MİKRO TOPLUM

    İşte Kamil Erdoğdu da Beijing'de öyledir...

    Buradaki Türk toplumu, Avrupa ülkelerindeki yurttaşlarımızın sayısıyla kıyaslanınca çok küçük. Ama Pasifik Okyanusu'nda nüfusu 300-500 olan devletler var. Dünyanın en büyük nüfuslu ülkesinin megapol başkenti Beijing'deki Türk toplumunu da böyle hayali bir mikro devletin "yurttaşları" olarak kabul edersek, cumhurbaşkanı Kamil Erdoğdu'dan başkası olamaz. Üstelik bunun için oylama yapmaya bile gerek yok. O, herkesin kendi yüreğinde yaptığı seçimle çoktan gönüllerdeki tahta oturmuştur.

    TAÇSIZ KRAL OLURSA...

    Evet, cumhurbaşkanının tahtta oturmayacağını ben de biliyorum. Ama "taçsız kral" diye bir deyimimiz var. Efendiliğiyle gönüllerde taht kurmuş Metin Oktay için kullanılırdı. Peki, deyimi tersine çeviremez miyiz? "Taçsız kral" olur da, "tahtlı cumhurbaşkanı" olmaz mı?

    Her ne kadar Kamil Erdoğdu koyu bir Fenerbahçeli ise de, ben onun, Galatasaray'ın bu efsanevî futbolcusuna derin bir saygı besleyecek ince duyarlılığa sahip olduğunu biliyorum. O yüzden, Metin Oktay için kullanılan terimi kendisi için tersine çevirmeme bir itirazı olmayacağından emin olmanın rahatlığı içinde davranıyorum.

    KAYD-I HAYAT ŞARTIYLA REİS-İ CUMHUR

    Kamil Erdoğdu'nun Beijing Türk toplumunun tahtta oturan cumhurbaşkanı olduğuna, onu tanıyan hiç kimsenin herhangi bir itirazı olabileceğini sanmıyorum. Zaten, tanımayanlar varsa da, tanıdıktan sonra farkında bile olmadan, doğanın ruhumuza yerleştirdiği esrarengiz yasalara uyarak, içlerinde hemen bir oylama yapıp onu o makama seçerler; üstelik bu işlem öylesine kendiliğinden olur ki, bir seçim yapmış olduklarını çok sonra, o da ancak söylenirse, belki farkederler. Beijing'de yaşayan Türklere "Kamil Erdoğdu'yu şimdi oturduğu ve ömürboyu koruyacağı makamına ne zaman seçtiğini hatırlayan var mı?" diye sorsam, kimse hatırlamaz böyle bir seçimi. Üstelik, bu büyük adam da bilmez o makama ne zaman oturduğunu.

    OLUMLU BİR TİPOLOJİ OLARAK KİŞİLİĞİ

    "Büyük" derken, sadece cüssesinin iri olmasından söz ediyor değilim. Evet, gövde itibarıyla da büyük, hatta epey hacimli olduğu doğru. Ama düşününce, bu büyüklüğün fiziksel bir zorunluluk olduğu kanısında varıyorum. Onun, olumlu bir tipoloji olarak kişiliği, doğa yasaları açısından bu cüsseyi bir kaçınılmazlık hâline getiriyor. Biraz önce "Onun olayları içinden nasıl yaşadığını, yüzeyin altındaki katmanlarda duygu dünyasının nasıl olduğunu tam olarak bilmeye imkan yok" dedim. Bilemeyiz, çünkü gâfilizdir; kişiliğin gözle görülebilir olmadığını sanırız. Ne var ki, insan ruhunun derinliklerine vakıf olan ilim-irfan sahiplerinin söylediğine göre, insanın fizikî varlığını da kişiliği şekillendirir çoğunlukla. Nitekim, bu olguyu belki en somut olarak Kamil Erdoğdu'da görüyoruz.

    Herkes gibi o da kızgın, üzgün, sinirli, hırçın, hatta saldırgan olabilir. Muhtemelen, bu insanlık hallerine herkes gibi o da kendi nefsinde aşinadır. Ama onu, biz fânilere özgü olan böyle bir vaziyette gören olmuş mudur? O zaman, sormadan edemiyoruz: Kamil Erdoğdu duygularını nasıl denetliyor? Tasavvuf ehlinin tabiriyle söylersek, nefis murakabesini nasıl yapıyor?

    VÜCUD İKLİMİNİN SULTANI

    Bence denetlemekten çok, vücudunda bir tür etkisizleştirme işlevine tâbi tutuyor. Böylece olumsuz duygular daha belirir belirmez yok oluyor. Ne şiddette olurlarsa olsunlar, o duygular bu büyük adamın içinde bulunan yüksek dağlara, derin vadilere çarpa çarpa azalan bir yankı hâlinde etkisini kaybedip dışa ancak belli belirsiz, hatta hoş bir sâdâ olarak vuruyor. Üstelik, sadece kendi duyguları değil, sizin ona anlattıklarınız da aynı zararsızlaştırma işleminden geçiyor. Birşeye çok sinirlendiğiniz zaman onu görüp olayı ve duygularınızı anlattığınızda, bir süre sonra sakinleştiğinizi hissediyorsunuz. İnsanın, fırtınalar, kasırgalar, boranlar, toprak kaymaları ve depremler halinde dışa vurduğu öfke ve hiddet, Kamil Erdoğdu'nun içinde, yüce dağlardan, dipsiz vadilerden, engin ovalardan oluşan o büyük coğrafyada dağılıp sükûna kavuşmuş, şırıl şırıl akan derelerin, yemyeşil çayırların, çiçekli kırların meydana getirdiği huzur dolu bir manzara olarak geri dönmüş oluyor. Bu harika dönüşümü mümkün kılan coğrafî enginlik, doğa yasaları uyarınca fiziksel olarak da büyük hacimli bir mekanı gerektiriyor. İster kendi içinde doğsun, isterse başkasından yansıyarak ona ulaşsın, en sarsıntılı ruhsal süreçlerin dışa bir Kalenderî dervişinin ilâhi sükûneti gibi yansıması, tabiî çok karmaşık bir dönüştürme cihazını gerektiriyor.

    KANAT ESİNTİLERİ, KUŞ SESLERİ

    O dönüştürme cihazı etkisini gösterince, sanki sizi rahmanî bir huzurla sarmalamıştır. Bu rahatlama duygusunu, onu tanıyan herkes muhakkak tatmıştır. Kendisini tanıyanlar arasında, bazen etrafta birkaç kanat vuruşunun esintisini hissettiklerini söyleyenler bile çıkmıştır. Bilemiyorum. Ben o ruhen o derece kâmil olamadığım için, o kadarını hiç hissedemedim.

    Ama kanat esintililerini hissedemeyenler, muhakkak sanki kuş cıvıltıları duymuş gibi olmuşlardır. Zengin dağarcığından duruma uygun bir, bazen birkaç fıkra anlatınca, o teskin edici huzurla birlikte içinizde neşeli cıvıltılar duymamanız mümkün değildir. Biraz sonra bir de bakmışsınız ki, az önceki asabî insandan bambaşka birisiniz. Neredeyse Kamil Erdoğdu'ya "O az önce burada olan o sinirli kişi kimdi?" diye soracağınız gelir.

    PANTA RHEI

    Zengin fıkra dağarcığı ise bir arşive girip orada kalan durağan bir külliyat değildir. Dağarcığı sürekli yenilenir. O adeta canlı bir organizmadır. Fıkralar, tıpkı metabolizmaya girip bir süre sonra çıkan maddeler gibi, onun zihnine girip bir süre orada kalır, sonra da uçup gider. Ama tıpkı biyolojik bir süreç gibi, gidenlerin yerine yenileri gelir. Felsefi açıdan değerlendirilecek olursa, onun fıkralarından oluşan akışkan repertuar, antikçağ Yunan filozoflarından Heraklitos'un "Her şey akar" ilkesiyle anlaşılabilir.

    Kamil Erdoğdu bir dönüşüm ve değişim anıtı gibidir. Ama acaba bu dönüşümler onun içinde nelere mâl oluyordur? Bunu sıradan fânilerin bilmesi mümkün değil. Bizim yapabildiğimiz sadece, ona verdiğimiz cumhurbaşkanlığı oyunu içimizde bir kez daha helâl etmek oluyor.

    YÜZDE 99'A RAZI OLAMAZ

    Gönüllerde farkında olmayarak yapılan oylamanın, yine gönüllerdeki seçim kurulunca bir istatistiği çıkarılacak olsa, sonucun yüzde 100 olacağından hiç kuşkum yok. Hayır, bunun demokrasi dışı seçim hileleriyle bir ilgisi bulunmuyor. Kimi ülkelerde tek adaylı seçimlerde falancanın yüzde 99.99 oyla seçildiğini okurduk gazetelerde bir zamanlar. Gerçi kalplerdeki seçime Kamil Erdoğdu da tek aday olarak katılmıştır, ama herkesin can-ı gönülden verdiği oyla sonuç yüzde 100 olmuştur. Tahtta oturan cumhurbaşkanı olmasının ise, kimi ülkelerdeki devlet başkanlarının mevkilerini oğullarına devretme, makamı saltanata dönüştürme isteğiyle bir ilgisi yoktur. Zaten o seçmenlerinin yüzde 0.1'inin sevgisinde küçük bir dalgalanma olduğunu hissetse, tahtından derhal feragat eder, makamından istifa eder; gelgelelim, istifası gene gönüllerde oybirliğiyle reddedilir. Herhalde bir isteğinin reddedileceği yegâne durum da budur.

    KAMİL ERDOĞDU VE LAO TZU

    Bu kadar mutlak bir desteğe sahip olmayı herhalde hiçbir devlet başkanı hayal dahi edemez. Çünkü onlar oy almak, destek oranlarını arttırmak için çırpınırlar, çırpındıkça da nemrutlaşırlar. Kamil Erdoğdu ise hiçbir şey yapmaz. Yani, "eylemsizce davranır." Bir başka deyişle, tam Taocu bilgeler gibidir. İnsan neredeyse, Lao Tzu'nun şu sözleri söylerken, binyıllar öncesinden, bir iki istisnasıyla Kamil Erdoğdu'yu düşündüğüne inanası gelecek:

    En yüce erdem su gibidir.

    Herşeye yararı dokunur da suyun, üste çıkmaya çalışmaz hiç,

    İnip yerleşir kimsenin istemediği yere,

    O yüzden öyle yakındır Tao'ya.

    İşte, seçer erdemli kişi de yerleşirken alçağı,

    Zihinde derinliği,

    Başkalarına karşı iyiliği,

    Konuşurken gerçeği,

    Yönetirken düzeni,

    İş görürken ustalığı,

    Çalışırken dakikliği.

    Üste çıkmaya çalışmadığı için de,

    Düşmez hiç yanlışa.

    TEFSİR

    "Bir iki istisna" deyince, yanlış anlaşılmalardan kaçınmak için, zamanın ötesindeki bu özelliklerini açıklamam farz oldu. Zaten dizeler de, bir bakıma tefsire muhtaç.

    Beijing düz bir kent. O nedenle evi alçakta değil. Hatta, binanın üst katlarında. "Zihninin derinliği" ve "Başkalarına karşı yardımseverliği" konusunda herhangi bir şey söylemeye gerek bile duymuyorum. Keza, "İş görürken ustalığı" da tartışılmaz. Ama "Çalışırken dakik" olduğunu söylemenin az da olsa abartmalı sayılabileceğini söyleyenler çıkabilir. Bunu, iddia sahiplerinin kötü niyetine olmasa bile kavrayış yetersizliğine yormak zorundayız. Çünkü, her şeyin büyük bir sürât kazandığı çağımızda, onun işi ağırdan alma yaklaşımının Taoculuğa getirilmiş yeni bir yorum, çağın gereklerine göre yapılmış bilgece bir katkı olduğunu düşünmek daha akla yakındır. Tabii ki, "Konuşurken gerçeği" söyler, ama insanları üzebileceğini düşündüğü durumlarda kimi yumuşatıcı düzeltmeler yapmaktan da kaçınmaz. Bu da, skolastik kısıtlamalardan âzâde, özgür düşünebilme yetisinin en çarpıcı örneklerinden biridir. "Yönetirken düzeni" seçtiği gerçeğin ta kendisidir. Çünkü kendiliğinden şöyle veya böyle bir düzen her zaman vardır. Bu düzeni bozmanın öngörülemez sonuçlar doğurabileceğini bilgece bir sezgiyle ruhunda hisseden Kamil Erdoğdu, en doğru tavrın işleri oluruna bırakmak olduğunu belki de yaşamının çok erken evrelerinde öğrenmiştir. Gerçekten de "Üste çıkmaya çalışmaz" hiç. Ama, "Düşmez hiç yanlışa" sözünün kimi kişiler tarafından fütursuzca tartışmaya açılabileceğini biliyorum. Çünkü bazı kimseler, onun en büyük yanlışı Fenerbahçe taraftarı olmakla yaptığını ileri sürebilir. Oysa ben bunun da, Kamil Erdoğdu'nun erdemlerinden biri sayılması gerektiği kanısındayım. Hayır, kendim de Fenerbahçeli olduğumdan değil. Ne teknik direktörünün ismini bilirim, ne kalecisini tanırım, ne de ligdeki yerinden haberim vardır, ama kendimi Beşiktaş taraftarı sayarım. Ayrıca, Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşmalarında sarı-kırmızılıların kazanmasını isterim. Ama Kamil Erdoğdu, oy avcısı pek çok politikacının, başka takımları tutan seçmenlerin gözünden düşme kaygısıyla "Milli Takımı tutuyorum" demesi gibi bir ucuzluğa asla tenezzül etmez. Milli Takım'ı herkesin tuttuğunu gayet iyi bilen Kamil Erdoğdu, başka bir düzlemde durarak seçmenlerinin gözünün içine baka baka, çok acı olsa dahi, gerçeği hiç gizlemeden Fenerli olduğunu ilan eder.

    MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK RUHU

    Zaten, çok nadir olsa bile, bazen kendisine darılan olursa, takım taraftarlığındandır o da. Ama, zamanında o yüzden darılanların dahi, hastalık haberi duyulur duyulmaz, odasında refakatçi olarak nöbet tutmak için yarıştıklarına tanık olunca, o küsmelerin bile bir tür taraftarlık cilvesi olduğunu hemen anlamamak mümkün değil. Onun hastalığında bütün takımların taraftarları, "Milli Takımı tutuyorum" diyen ilkesiz politikacıları kıskançlıktan çatlatacak bir kararlılıkla, milli birlik ve beraberlik ruhu sergilediler.

    BAŞBAKANIMIZ

    Kamil Erdoğdu'nun hastalığı sırasında işlerin büyük bir nizam ve intizamla yürümesinde en büyük payın, Beijing Türkleri arasında en yüksek toplumsal sorumluluk bilincine sahip Can Zıplar'a ait olduğunu belirtmek hakkaniyetin gereği sayılmalı. Evet, eğer Kamil Erdoğdu Beijing Türk toplumunun cumhurbaşkanıysa, Can Zıplar da başbakanıdır. O da, partilere dayalı biçimsel demokrasi mekanizmalarıyla, ya da müstebit bir padişahın sadrazam tayin etmesi, kaprisli bir kralın şansölye seçmesi gibi değil, kalben yapılan seçimle bu göreve gelmiştir. Aslında "üstlenmiştir" demek daha doğru olur. Evet, gönüllü olarak elini taşın altına koyan kişidir başbakan. "Çin'deki Türkler" adlı haberleşme grubunun yönetilmesi başbakanımızın en önemli görevlerindendir. Çin'de bizi ilgilendiren ne varsa, bu haberleşme grubu sayesinde öğreniyoruz. Varsın, başında bulunduğu bir bakanlar kurulu, bakanları, müsteşarları, koruma görevlileri olmasın. Tarihte ordusuz generaller olmamış mıdır? Napolyon St. Helene adasında bir hiçti. Ama ordusuz kalmakla güçlerini tamamen yitiren bu muhteris komutanların tersine, Beijing Türk toplumu başbakanının arkasında, yüreklerin parlamentosundan aldığı yüzde 100'lük güvenoyu var.

    HÜDHÜD İLE SİMURG

    "Yüreklerin parlamentosu" deyince, aklıma nedense Feridüddin Attar'ın "Mantık üt-Tayr" veya "Kuşların Meclisi" adıyla bilinen eseri geldi. Bu eserde, bilge Hüdhüd, kuşlara Padişahlarının Kaf Dağı'nın ardındaki Simurg olduğunu söyler. Sonunda anlarlar ki, o Simurg içlerindedir. Herkesin kendi içinde bulduğu birşeydir. Benzetmeyi fazla esnetip çığırından çıkarma bahasına, buradaki Hüdhüd ile Kaf Dağı'nın ardında olmayan Simurg'u, en azından herkesin kalplerindeki yerleri itibarıyla hikayenin kahramanlarına benzetmemin hoş görüleceğini sanıyorum.

    Kamil Erdoğdu tıpkı Simurg, ya da daha çok bilinen adıyla Anka Kuşu'nun hep yenilenmesi gibi, hastalığa pabuç bırakmadı. Gerçi, akciğer iltihabı başka bazı etkenlerle birleşince bir hayli sıkıntılı günler geçirmesine neden oldu; şu satırları yazarken henüz eskisinden de sağlam değil; hâlâ nekâhat döneminde. Ama hızla iyileşiyor ve çalışmaya başladı bile.

    EN AZ DALYA BEKLİYORUZ

    Edebiyatımızın cumhurbaşkanı uzun ve verimli bir hayat yaşamıştı. Hastalığıyla bize yüreklerimizdeki yerini hatırlatmış olan Kamil Erdoğdu'nun da en az onun kadar uzun ömürlü olması ve dalya yapması bütün vatandaşların ortak dileği.

    Türkiye ile Çin arasındaki doğrudan haberleşmenin kıdemli emektarına tekrar geçmiş olsun!

© Copyright by www.cri.cn, 2007