
Xinjiang Müzesi araştırmacılarından Wang Bo şu bilgiler verdi:
"Granitten yapılan heykel, vücudun tamamının önden görünüşü olarak oyulmuştu. Yüzü ve giysileri de belirgin olan heykel belli bir pozda yapılmış. Sağ elinde bardak, sol elinde kılıç tutuyor. Giydiği çizme de belirgin. Bugüne kadar Xinjiang'da çizmeleri bile oyulmuş olan taştan yapılma insan heykellerinden üç tane bulundu. Bu, içlerinde en iyi korunanı… Heykel, sadece Göktürklerin cenaze göreneğini değil, aynı zamanda kültürünü de yansıtıyor. Oymacılık göreceli olarak ileriydi."
Wang Bo'nun yaptığı araştırmalara göre, Xinjiang'da geniş bir alana, taştan yapılma küçüklü büyüklü 200'den fazla insan heykeli dağılmış. Bunlar arasında sayıları en fazla ve çağımıza en yakın olanları, Alkat'ta bulunan asker görünümlü heykellerdir. Ne var ki, bazı gizler, insanların kafasında hâlâ çözüm bekleyen sorular halinde duruyor: Xinjiang'da taştan yapılma insan heykelleri ne zaman ortaya çıktı, ne zaman kayboldu? Bu heykelleri kim, ne amaçla diktirdi?
Xinjiang'da Altay Dağı boyunca kuzeye gidilince, güzel manzaralı Kanas bölgesinde yer alan Ayungut adlı bir çayırda, farklı hatları olan, incelikli olarak ya da kabataslak oyulmuş 10'dan fazla taş heykel görülür. Bu heykeller, Xinjiang'ı boydan boya geçen Asya-Avrupa çayırında birkaç binyıl boyunca meydana gelen değişikliklere tanık oldu.
Aslında taş heykellerin bulunduğu yer sadece Xinjiang'daki Tanrı Dağları'nın kuzeyi ve Altay Dağı'nın güneyindeki geniş alan değil. Heykeller, bölgenin doğusundaki Moğolistan, güneyindeki Sibirya çayırları ve Çin'in İç Moğolistan bölgesinin bazı kesimlerinde de bulunuyor. Ayrıca, bölgenin batısında kalan Orta Asya'nın göbeğinden geçip Hazar Denizi ve Karadeniz kıyılarına kadar uzanan alanda da görülüyor. Sınır tanımayan bu heykeller, kuzey çayırlığında özel bir görünüm meydana getiriyor.
Taştan yapılma insan heykellerinin bulunduğu bölgelerde yaşayan Kazaklar ve Uygurlar ile Moğollarda taştan insan heykeli dikme geleneği olmadığı için, uzmanlar bu heykellerin eski çağlarda yaşayan topluluklara ait olması gerektiği görüşünü ortaya koydu. Çin'in kuzeyindeki çayırlıklarda art arda Sailer, Hunlar, Göktürkler, Huihular ve Moğollar gibi göçebe halklar yaşamıştı. Bu halklar uzun bir süre boyunca sık sık göç etmiş ve savaşmıştı. Öyleyse, çayırlıklardaki bu taş heykelleri kim dikti?
Xinjiang Müzesi'nden araştırmacı Wang Bo şunları söyledi:
"Bu taş heykeller üzerinde araştırma çalışmaları başlatılması, sıkıntılı bir süreç oldu. Çünkü çayırlıklarda heykeller çok, ama araştırma çalışmalarına yardımcı olabilecek kayıtlı bilgiler çok az. Bu, araştırmaları zorlaştırdı. Taş heykellerle ile ilgili şu ya da bu bir görüşü destekleyen herhangi bir dayanak çok zor bulunuyor."
Aslında Xinjiang'daki insan heykelleri, uzun zaman önce dikkat çekmişti. 1927 yılında Çinli ve İsveçli bilim adamlarından oluşan Kuzeybatı Bilimsel Araştırma ekibi, Xinjiang'ın merkezi Urumçi'deki Seivopu yakınlarında taş insan heykelleri buldu ve bunların fotoğraflarını çekerek yayınladı.
60 yıl sonra, Xinjiang'daki tarihi eserlerin sayımı sırasında arkeologlar İli, Bortala Moğol Özerk İli ve Altay bölgesinde taştan yapılma birçok insan heykeli buldu. Bu heykellerin ortak bir özelliği vardı: Hepsi güneşin doğduğu yöne bakıyor ve arkalarında genellikle farklı biçimlerde taş mezarlar bulunuyordu. Bugün bu insan heykellerin çoğu, araştırma ve koruma amacıyla, Xinjiang'daki çeşitli müzelerde muhafaza ediliyor.
Xinjiang Altay Müzesi görevlilerinden Gao Songmei şöyle dedi:
"Altay çayırlığındaki taştan yapılma insan heykelleri iki bölüme ayrılabilir. Bir bölümünün sadece yüzleri var; ötekilerin başları ve boyunları ile giysileri de yapılmış. Bu taş insan heykelinin ise, gözleri, burnu ve sakallarının yanı sıra taşıdığı silahlar da oyulmuş. Çünkü çayırda yaşayan etnik halklar askeri güce önem verirdi. Daha sonraki dönemlere ait taş heykellerin ellerinde büyük içki kabı bulunurken, bu heykelin bir elinde içki bardağı var."
Doğrudan kanıt bulunmadığı için taş heykellerin kime ait olduklarının saptanmasında büyük zorluklarla karşılaşıldı. Arkeoloji alanında kanıtlar aranırken, uzmanlar gözlerini tarihi kayıtlara da çevirdi.
Xinjiang Müzesi araştırmacılarından Wang Bo şöyle dedi:
"Tang hanedanı dönemine ait tarihi kitaplarda şöyle bir kayıt var: "Ölen kişinin şekli yapılmış." Bu ne demektir? Yani bir kişi öldükten sonra görüntüsü oluşturulmuş. Sonraki araştırma sürecinde bir yabancının şu görüşü ortaya koyduğunu gördük: "Şeklini yapmak", o çağda kullanılan Türk dilinde oyarak görüntüsünü oluşturmak anlamına da gelebilir. Ölen kişinin şeklini yapmak, büyük olasılıkla heykelinin oyulması anlamına geliyordu."
"Ağaç dikiyorlar, ev inşa ediyorlar ve ölen kişinin şeklini yapıp yaşarken ettiği savaşları gösteriyorlar…" Bu sözler, tarihi Çin kayıtlarında "Tujue" olarak geçen savaşkan Orhun Türkleri, ya da Göktürkler anlatılırken kullanılmıştı. Fakat pek uzun olmayan bu sözler, yine de birçok arkeologun dikkatini çekti.
Kuzeybatı Çin Arkeoloji Araştırmaları disiplininin kurucusu Huang Wenbi, şu tahminde bulundu: Göktürkler öldükten sonra genellikle dörtgen şeklinde taş lâhitle gömülüyordu. Ölüm yılının belirtilmesi amacıyla mezarın önüne tahtadan ya da taştan yapılma heykel dikiliyordu. Ayrıca, lâhdin bulunduğu mekâna ahşaptan bir sunak yapılıyordu. Bunun yanı sıra, ölenin görüntüsü ve yaşarken katıldığı savaşlar da resmediliyordu. Aradan uzun yıllar geçtiği için ahşaptan yapılan sunakların çoğu yok oldu, geriye yalnızca taş lâhitler kaldı. Taş heykeller de mezarların önünde hâlâ duruyor.
Wang Bo, genel kabul gören bu görüşlere katılmıyor. Wang, tarihi kayıtlarda geçen "şeklini yapma" ifadesi eğer "oyma" olarak anlaşılacaksa, bunun çayırda bulunan heykellere daha uygun olduğunu savunuyor.
Wang Bo sözlerine şöyle devam etti:
"Aslında araştırmaların ilk döneminde Bay Wang Wenbi şu tahminde bulundu: Resim yapılmışsa, mutlaka bir ev de inşa edilmiş olmalı, çünkü resimler evin duvarlarına çizilir. Göktürk mezarlarının üzerinde ev olup olmadığı saptanamadı. Ölen kişinin şekli yapılmışsa, doğrudan taştan heykel olarak oyulabilirdi. Bu açıklama, çayırlıklardaki taş heykellerin durumuna daha uygundur."
"Zhou Kitabı"nın Göktürklerin yaşamını anlatan bölümünde, mezarlarının önüne yazıt taşı koyduklarını anlatan kayıtlar bulundu. Demek ki, eski çağlarda Türkler mezarlarının önüne taştan yazıt dikiyordu. Ayrıca taştan yapılma Göktürk heykellerin çoğunun arkasında mezar bulunuyor. Bu olguları birbirine bağlayarak, mezarın önündeki heykelin, mezarda yatan kişinin heykeli olabileceği tahmininde bulunamaz mıyız?