
ABD Başkanı Obama, Euro krizini görüşmek için AB liderleriyle toplantı yapmak istedi. Almanya Başbakanı Merkel aynı saate basın toplantısı koyarak, Obama'nın hamlesini boşa çıkarınca toplantı iptal edildi.
Kulislerde Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Euro Bölgesi'nde "patron"un kendisi olduğu mesajını Obama'ya verdiği konuşuluyor.
Öte yandan, G-20 zirvesi öncesi Merkel ile baş başa 45 dakika süren bir görüşme yapan Obama, danışmanları aracılığıyla "cesaret verici bir görüşmeydi" açıklamasını yaptı.
"Herkes kendi bacağından!"
Almanya Başbakanı Merkel ise ikili görüşmeler ve katıldığı konferanslarda, Avro Bölgesi'ndeki finansal krizden AB'nin tek başına sorumlu olmadığını tekrarladı. Merkel, "Krizin aşılması için her kıta üzerine düşen görevi yerine getirmelidir" dedi.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Kanadalı bir gazetecinin, "Niçin zengin AB ülkelerinin problemlerinin yükünü Kuzey Amerikalılar çeksin?" yönündeki sorusuna şu cevabı verdi:
"Doğrusunu söylemek gerekirse, buraya, başkaları bize demokrasi ve ekonomi politikaları konusunda akıl versin diye gelmedik. Bu kriz, Avrupa'da başlamadı."
"Kemeri gevşet" deniyor ama…
Bu yazı yayına hazırlandığı sırada G-20 bildirisi henüz netleşmemişti. İstihdamın ve büyümenin desteklenmesi konusunda ortak niyet belirten bir bildiri yayınlanması bekleniyor. Dolayısıyla, bütçe kesintileri ve kemer sıkma önlemlerinden ziyade, kamu harcamalarının gevşetilmesi üzerinde odaklanıldığı kaydediliyor.
Bildiride ayrıca Washington ve AB Komisyonu'nun önerdiği Avrupa Banka Birliği yerine, Angela Merkel'in ısrarıyla bankaları daha sıkı denetim altına alma mekanizmalarının yer alması bekleniyor.
2009'da "dünyayı kurtarmışlardı"
2009'daki Pittsburgh ve Londra zirvelerinden çıkan "piyasalara para pompalama" kararlarının ardından, dönemin İngiltere Başbakanı Gordon Brown "Dünyayı kurtardık" demişti. Londra zirvesinde Brown "parasal genişleme" kararının alınmasında çok etkili olmuştu. İngiliz Financial Times gazetesi Brown hakkındaki bir makalede "Dünyayı kurtaran adam" nitelemesini kullanmıştı.
Kriz topu yuvarlandı, yuvarlandı; 4 yıl sonra G-20'nin kucağına yeniden ve bu kez daha da büyümüş olarak düştü.
Batılı ülkeler biraz zaman kazanmak derdinde. Daha ötesi, deyim yerindeyse herkes "paçasını kurtarmanın" peşinde.
Öte yandan, krizi en ağır biçimde yaşayan Yunan halkında Almanya'ya karşı büyük tepki geliştiği gözleniyor. Merkel, Hitler'e benzetiliyor.
Merkel'e tepkinin zemininde, Almanya'nın bu krizden çok büyük çıkar sağlaması yatıyor. Zira, gizli yürütülen bir operasyonla Almanya, Avrupa'da zor duruma düşen şirketleri satın alıyor…
İspanya ve İtalya uçurumun eşiğinden dönebilecek mi?
Merkel, Yunanistan seçim sonuçları belli olmadan ülkesini terkedememişti. AB'nin kurtarma planını uygulama sözü veren Antonis Samaras'ın seçimleri kazandığı belli olduktan sonra, Los Cabos'a gecikerek gitmişti.
Yunanistan'da koalisyon hükümeti kuruldu. Peki, ne olacak? Yunanistan sorunu çözülmüş olacak mı? İkişer trilyon dolarlık ekonomileriyle İspanya ve İtalya uçurumun eşiğinden dönebilecek mi?
G-20 zirvesi devam ederken, İspanya tahvil faizlerinin Avro dönemi rekorunu kırarak yüzde 7,2'ye yükseldiği haberleri çıktı. Faizi yükselince değeri düşen tahviller, İspanya Hazinesini finanse etmek için yüklü alımlar yapan bankaları da iyice zora sokuyor. Zordaki İspanyol bankalarının batık kredileri de yüzde 8'ler dolayına çıkmış. Bu durumda İspanyol bankaları ve Hazinesi bundan sonra borçlanmakta daha da zorlanacak.
"Alman tahvillerinde de bir balon oluştu"
2 trilyon dolara yakın yatırımı yöneten dünyanın en büyük tahvil fonu PİMCO'nun tepe yöneticisi Bill Gross, Alman tahvillerinde de bir balon oluştuğunu yani fiyatlarının aşırı değerli, dolayısıyla faizlerinin aşırı düşük olduğunu söyledi.
Piyasadaki gelişmeler de Gross'u doğruluyor.
Haziran başında yüzde 1,13 olan 10 yıllık Alman tahvillerinin faizi 20 gün içinde yüzde 1,44'e yükseldi.
Avrupa Birliği'nin mali birlik yasalarıyla krizin kontrol altına alınabileceği hesaplanıyordu. Ancak, bir süredir, Amerikan tarzı bir federal yapıdan başka çare olmadığını düşünenlerin sesi daha gür çıkmaya başladı.
Yunanistan'da neler oluyor?
G-20 zirvesi devam ederken şu haber duyuldu:
"Yunanistan'da kiliseler imkânı olmayanlara yemek dağıtmaya başladı..."
AB yanlısı Yeni Demokrasi'nin (YD) lideri Antonis Samaras, seçimi kazandığında AB anlaşmalarının yeniden ele alınacağı sözü vermişti ama, Yeni Demokrasi ve Pasok'un, AB ile yapılan anlaşmaları kabaca devam ettirecek bir koalisyon hükümeti kurma olasılığı yüksek. Yeni Demokrasi'nin 130 milletvekili ile Pasok'un 33 milletvekili 300 sandalyelik mecliste rahat bir hükümet çoğunluğu sağlayabilecek.
PASOK koalisyona, reformları yumuşatma yanlısı olan Syriza partisinin de katılmasını istiyor. Ancak, Syriza'nın lideri Aleksis Tsipras, "Yeni Demokrasi ve PASOK Yunan bayrağını gönderden indirmeyi ve Merkel'e teslim olmayı planlıyor" sözleriyle koalisyon teklifine ret cevabını vermiş oldu.
"Wall Street hareketi" yayılıyor
Yunanistan'da maaşları düşürülen emekliler, işini kaybedenler ve yeni önlemlerle işsiz kalmaktan korkanlar Tsipras'ı ikinci parti konumuna yükseltti.
Kriz iktidarlar devirmeye, politikacıları, deyim yerindeyse "öğütmeye" devam ediyor…
"Wall Street'i değil Main Street'i", yani "Aç gözlü bankacıları değil, sokaktaki insanı kurtarın" hareketi bütün kapitalist dünyaya yayılma yolunda.
Dünyada yükselen bu çığlığa Los Cabos'ta kulak verilmesini beklemek tabii ki ihtimal dahilinde bile değildi.
22 Haziran 2012