CRI Hakkında | Eski Versiyonumuz
Babil Kulesi ve Çince
  2011-04-27 19:25:01  cri

 

    Yedi-sekiz yıl kadar önce okuduğum bir yazıda, 2012 yılına gelindiğinde internet ortamında en çok kullanılan dilin Çince olacağı tahmininde bulunuluyordu. Aradan geçen süre içinde Çincenin bilişim dili olarak gittikçe daha fazla kullanıldığını yadsımaya olanak yok. Önümüzdeki yıllarda internette giderek artan ölçüde kullanılacağını da sanırım herkes kabul eder.

    2012 yılına şunun şurasında 8 ay kaldı, ama öngörünün gerçekleşmek üzere olduğunu ortaya koyan bir verinin olup olmadığını bilmiyorum. Eğer böyle bir şey günün birinde gerçekleşecekse bile, 2012'nin çok erken bir tarih olduğu kanısındayım. Belki yazıyı yazan kişi tarih verirken 2012 yılı çevresindeki mistik çekimin etkisinde kalarak aceleciliğe kapılmıştı. Herkes 2012 yılıyla ilgili bir kehanette bulunuyorken, o da bir yenisini eklemek istemiş olabilirdi.

    Sözünü ettiğim yazıyı nerede okuduğumu not etmediğim için şimdi kaynak gösteremiyorum. Ama içindeki kimi düşünceler zihnimde yer etmişti. Aynı yazıda, karakterlere dayanan Çin yazı sisteminin harflerden oluşan alfabelere üstünlüğünden de söz ediliyordu. Yazar, iddiasını desteklemek için bazı örnekler veriyordu. Örneğin sayıları yazdığımız rakamlar her dilde farklı farklı adlandırılır. Ama rakamları herkes kendi dilince telaffuz etse de aynı şeyi anlar. Keza, trafik işaretleri de herkesçe tanınır. Söz gelimi "Dur" işaretinin ne anlama geldiğini, dili ne olursa olsun her sürücü bilir. Bunun gibi, Çince karakterler de sesten bağımsız olduğu için herkesçe tanınabilir. Hatta Çin'de farklı lehçeler konuştukları için birbirlerini anlamayan insanlar yazıyla rahatça anlaşabiliyor. Çin karakterleri Doğu ve Güneydoğu Asya'daki bazı ülkelerde farklı dillerin yazıya geçirilmesinde de kullanılıyor.

    Bu okuduklarım o zaman bana pek mantıklı gelmişti. Herkes kendi dilini kullansa bile tıpkı rakamları anladığımız gibi ortak bir dünya yazısı olamaz mıydı? Madem Çin karakterleri bunu sağlayabiliyordu, bu işi o göremez miydi?

    Bu yazıyı anımsamama, Xinhua ajansının İngilizce sitesinde okuduğum bir haber neden oldu. Haber Birleşmiş Milletler'de kutlanan "Çin Dil Günü"ne ilişkindi. Örgütün New York'taki merkezinde 21 Nisan Salı Günü düzenlenen etkinlikte, BM'deki Çin Daimi Temsilcisi Li Baodong bir konuşma yapmış, "Çin dili ve yazı karakterleri, Çin kültürünün en iyi yönlerini taşımakta paha biçilmez bir rol oynamıştır" demişti. Çin ile diğer ülkeler arasındaki kültürel alışverişlerin giderek yoğunlaştığına dikkat çeken Li, bir yandan yabancı dil öğrenen Çinlilerin sayısı artarken, bir yandan da başka uluslara mensup kişiler arasında Çince öğrenenlerin sayısının çoğaldığına işaret etmişti.

    Çince Günü etkinlikleri arasında Çin hat sanatı kursu, dövüş sanatları gösterileri, geleneksel Çin müziği dinletileri ve dans gösterileri ile resmi bir resepsiyon bulunuyordu.

    Çin Dil Günü olarak bu günün seçilmesinin amacı, 5 bin yıl önce Çin karakterlerini icat ettiği kabul edilen Cang Jie'ye saygı göstermekmiş.

    Bu haberi okuyunca Cang Jie'yi merak ettim. Küçük bir araştırmayla hakkında bazı bilgiler edindim. Antik Çin'de çok önemli bir şahsiyet kabul edilen Cang Jie'nin yaşadığı dönem, yaklaşık olarak MÖ 2650 yıllarına tarihleniyor.

    Cang Jie, Sarı İmparator'un resmi tarihçisiymiş. Belki tarihçi demek biraz anakronik sayılır, onun yerine "vakanüvis" demek daha doğru, ama internetteki İngilizce kaynak öyle demiş… Anlatıldığına göre, Cang Jie'nin dört gözü varmış. Çin yazı karakterlerini icat ettiği zaman gökteki ilahlar ağlamış ve yeryüzüne akdarı yağmış. Bunlar söylenince, Cang Jie'yi tarihsel bir kişilikten ziyade bir efsane kahramanı saymak gerekiyor. En azından, Çin yazı karakterlerini tek başına o icat etmiş olamaz. Yine de, Çin yazı stillerinden biri "Cang Jie tarzı" olarak adlandırılmış. Mars keşif aracı Spirit tarafından gezegenin yüzeyinde görüntülenen kayalardan birine de onun adı verilmiş. Heykeltıraş Lee Lawrie'nin 1939 yılında bronzdan yaptığı Cang Jie heykeli bugün Washington'daki Kongre Kütüphanesi'nin John Adams binasında bulunuyormuş.

    Efsaneye dönelim: Cang Jie'den önce, Çin'de bilgilerin kayda geçirilmesi için iplere düğüm atma yöntemi kullanılıyormuş. "Quipu" adı verilen bu yöntemi hiç beğenmeyen Sarı İmparator, ülkeyi birleştirdikten kısa bir süre sonra Cang Jie'yi yazı yazmak için karakterler bulmakla görevlendirmiş. Görevi yerine getirmek için uzun süre uğraşan Cang Jie, hiçbir çare bulamamış. Bir gün ırmak kenarında oturmuş kara kara ne yapacağını düşünürken, birden gökte bir Anka kuşunun uçtuğunu görmüş. Kuş, gagasında bir hayvan tutuyormuş. Tam üzerinden geçerken, gagasındakini bırakmış ve hayvan Cang Jie'nin hemen önüne düşmüş. O daha ne olduğunu anlamadan, hayvan ortadan kaybolmuş. Ama geride, çamurda bıraktığı ayak izi kalmış. Bu izin hangi hayvana ait olduğunu anlayamayan Cang Jie, yoldan geçen bir avcının yardımını istemiş. Avcı, bunun yaşayan bütün hayvanlardan bambaşka özellikler taşıyan "Pixiu"ya ait olduğunu söylemiş. Avcıyla yaptığı konuşma Cang Jie için bir esin kaynağı olmuş. Eğer dünyada canlı olan ve olmayan bütün varlıkların en belirgin özelliklerini çizgiyle gösterebilirse, bunun yazı yazmak için mükemmel bir karakterler sistemi oluşturacağını düşünmüş. O günden sonra, güneşi, ayı, yıldızları, bulutları, gölleri, denizleri gözlemlemiş. Havada uçan, karada yürüyen, denizde yüzen canlıların davranışlarını incelemiş. Otlardan çalılara, çiçeklerden ağaçlara kadar bütün bitkilere bakmış. Cansız nesnelere dikkat etmiş. Sonra her şeyin en belirgin özelliğine göre karakterler oluşturmaya başlamış. Bir süre sonra da yazı karakterlerinden meydana gelen uzun bir listeyi Sarı İmparator'a sunmuş. Bunun üzerine, imparator dokuz ilin valilerini başkente çağırarak Cang Jie'den yeni yazı sistemini öğrenmelerini istemiş.

    Öykü güzel… Ama tarihsel bulgular karşımıza daha farklı bir olay örgüsü çıkarıyor. Çünkü arkeolojik buluntular kayıt tutma işinin başlangıcının Neolitik Çağ'a kadar gittiğini ortaya koyuyor. Yani, Çin'de yazı sistemi bir kişinin marifeti olarak ortaya çıkmamış.

    Son 50 yıl boyunca elde edilen buluntular, Çin'de kayıt tutma işinin 6 bin yıl kadar önce kemiklere ya da çömleklere kazınan basit geometrik şekillerle başladığını gösteriyor. Bunların yazı mı, yoksa yazı öncesi girişimler mi olduğu tartışılabilir, ama en azından bir kayıt tutma çabasının varlığını kanıtlıyor. Bilim adamları, Çin'de gerçek anlamda yazı denebilecek bir kayıt sisteminin Shang hanedanının ortaları ile sonları arasındaki dönemde kullanıldığını tartışmasız olgu olarak kabul ediyor. Bu da MÖ 16. yüzyıl ile 11. Yüzyıl arasındaki süreye denk düşüyor. O dönemde yazılmış kehanet kemikleri ile bronz yazıtlar bugün elde bulunuyor.

    Çin yazısı için biraz bilgi bulmak amacıyla internette dolaşırken ilginç bir görüşe rastladım. Türk tarihini de ilgilendirdiği için buraya almadan edemeyeceğim.

    Doç. Dr. Haluk Berkmen imzalı yazıda şu ifadeler dikkatimi çekti:

    "Çincenin tek-hece dili olduğu göz önüne alınırsa, her işaret bir heceye karşılık gelmektedir. Şekillerin her biri resim olmaktan çok birer damgaya benzemektedir. Bu bakımdan, bu yazı tarzına 'Damga yazısı' demenin daha uygun olacağı görüşündeyim. Ön-Türkçe'nin de bir tek-hece dili olduğu hatırlanırsa, Çin damgalarının Ön-Türk damgalarıyla akraba veya ilişkili olmaları pekâlâ mümkündür."

    Bu olasılığın ne ölçüde geçerli olabileceğini tartışmak için gerekli bilgi ve donanımdan yoksunum. Türkiye'de akademik camia içinde ve dışında "damga" veya "tamga" adıyla anılan yazı sistemiyle ilgilenen kişiler var. Bu kişilerin Doç. Dr. Haluk Berkmen'in dikkat çektiği olasılık konusundaki görüşlerini bilmek ilginç olurdu. Eğer bu olasılık geçerliyse, Türk tarihi ile Çin tarihi arasında ortak bir araştırma alanı daha ortaya çıkar. Bilim temennilerle iş görmez, ama doğrusu gönül bu olasılığın güçlü olmasını diliyor.

    Tarihten tekrar günümüze dönersek… Çin'in son yıllarda etkileyici başarılar kazanması ve uluslararası alandaki etkisinin giderek artması, Çinceye olan ilgiyi her geçen gün arttırıyor. Buna ülkemiz de dâhil. Dünyada Çince öğrenimini yaygınlaştırmak amacıyla kurulan Konfüçyüs Enstitüsü, ülkemizde de şubeler açtı. Bazı ortaöğretim kurumlarına Çincenin seçmeli ders olarak konduğunu kendi ailemin öğrenim yaşındaki üyelerinden biliyorum. Çin'in ekonomik ve siyasal etkisinin artmasıyla dünyada Çinceyi ikinci dil olarak bilen insan sayısının artması kaçınılmaz olacak.

    Öyleyse, buna bakarak, Çincenin bir süre sonra dünyada ortak bir iletişim dili olacağı öngörüsünde bulunulabilir mi?

    Sorumu şöyle açımlayayım: İngilizcenin ikinci dil olarak, ya da bir tür "lingua franca" olarak, ortak iletişim dilleri arasında hâkim konum edinmesi, herkesin bildiği gibi İngiltere'nin, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra da ABD'nin ekonomik, askeri ve siyasal gücü sayesinde sağladığı kültürel etkiyle mümkün oldu. İngiltere, büyük ekonomik ve siyasal güçlerin oluşturduğu birinci ligden düşmediyse bile, alt sıralara indi. ABD'nin etkisinin giderek zayıfladığı verilerle ortada… 20 yıl içinde dünyanın en güçlü devleti olmaktan çıkacağı öngörülerinde bulunanlara artık çatlak gözüyle bakılmıyor. Dolayısıyla, İngilizcenin konumunu korumasını olanaklı kılan koşullar da yavaş yavaş ortadan kalkıyor. Bu sürecin sonunda İngilizcenin şimdiki zeminini kaybetmeyeceğini kimse iddia edemez.

    O zaman ne olacak? İngilizcenin yerini başka bir dil mi alacak? Yoksa bir yerine, BM'nin altı resmi dili gibi, bir "diller topluluğu" mu ortak iletişimi sağlayacak? Bu işi zorlaştırmaz mı? Yoksa birkaç hâkim dil arasında bir yakınlaşma başlayıp zamanla kaynaşarak tek bir ortak dile mi dönüşecek? Herkes kendi ulusal dilinin yanı sıra bu dili mi öğrenecek? Bir başka olasılık da, bilim adamlarınca oluşturulmuş mükemmel bir yapay dilin ortak iletişimi sağlaması.

    Bence en son olasılığı dışlamak gerek. Çünkü fikir güzel olsa da, pratikte Esperanto, Volapük, Interlingua gibi örneklerden de bildiğimiz gibi, yapay diller etkili olamıyor. Eksantrik sayılan az sayıda meraklısından başka, bu dilleri kullanan olmuyor. Konuşanların sayısı, kulüp üyelerinin sayısını geçemiyor.

    Birkaç dilin kaynaşarak tek bir dile dönüşmesinin tarihte örnekleri var, ama bunun dünya çapında kullanılabilecek bir dil yaratacak şekilde küresel çapta tekrarının olabileceğini söylemek zor. Kimi yazarlar, İngilizcenin etkisini tamamen yitirmeyeceği, yaygınlaşan Çinceyle etkileşimin zamanla ortaya "Çingilizce" diyebileceğimiz bir dil çıkaracağı kehanetinde bulunuyor. Bu görüşte olanlar "Çingilizce"nin daha da basitleştirilmiş Çince karakterlerle yazılacağını ve anadili ne olursa olsun herkesin bunları anlayacağını savunuyor.

    Çince karakterlerin daha da basitleştirilip basitleştirilemeyeceğini bilmiyorum? 1956 yılından itibaren ülkenin ana kesiminde zaten basitleştirilmiş karakterler kullanılıyor. Ama Taiwan, Hong Kong ve Makao bölgeleri geleneksel karakterleri koruyor. Üstelik ana kesimde de geleneksel karakterlere dönülmesini isteyenler var. Bu talebi ortaya koyanlar şöyle mantık yürütüyor: Eskiden daktilo gibi araçlar kullanılırken basitleştirmeye ihtiyaç vardı. Ama şimdi bilgisayar kullanıyoruz. Geleneksel karakterler ne kadar karmaşık olursa olsun, artık birkaç tuşla yazabiliriz. Geleneksel karakterler Çin dilini ifadeye daha elverişlidir.

    Bu mantığın ne kadar geçerli olduğunu bilemeyeceğim. Ama dil ile kültür arasındaki yakın ilişki akılda tutulduğunda, sözcüklerin evrim süreci hep basitleştirmeye değil, nüanslandırmaya doğru olmuştur. Burada basitleştirilmesi istenenin sözcükler değil, yazı olduğu söylenebilir. Fakat Çin karakterleri doğrudan sözcük yapıyor. Ses olarak yazıya geçirmiyor. Zaten geleneksel yazıya dönüş talebi de basitleştirmenin nüanslara zarar verdiği düşüncesinden hareketle ileri sürülüyor.

    Bunun üzerinde duruşumun nedeni şu soru: Çince karakterlerle yazılacak "Çingilizce" nüanslandırma ihtiyacı göstermeyecek mi? Eğer 300 sözcükten ibaret kalmayacaksa, elbette gösterecek. Uluslararası ilişkilerin bin bir türlü alanında ihtiyacı karşılamak üzere ortaya çıkacağı iddia edilen bir dilin ise 300 sözcükten oluşması beklenemez. Kısacası, "Çingilizce", bana olanaksıza eşit bir olasılık olarak görünüyor.

    BM'deki altı resmi dil gibi bir diller topluluğunun ortak iletişim aracı olmasının ise şimdikinden farklı bir sonuç doğuracağını sanmıyorum. Bu altı dil gene belirli coğrafi bölgelerde daha yaygın kalacak, geri kalan alanlarda fazla etkili olamayacak.

    Şimdi altı dil arasında İngilizce önde gidiyor, ama gelecekte onun yerini içlerinden bir başkası alabilir mi? İngilizce konumunu koruyamayınca onun yerine Çince geçebilir mi?

Madem İngilizcenin zemin kaybedeceği koşulların oluşacağını, Çin'in etkisinin artmasına paralel olarak da Çince öğrenimin yaygınlaştığını söylüyoruz, o zaman bu soruya olumlu yanıt vermek gerekmez mi?

    Ben bu soruya olumlu yanıt verilemeyeceği kanısındayım. Bunun için de iki neden göstereceğim.

    Birincisi, Çincenin ikinci dil olarak öğrenilmesindeki zorluklar. İkincisi, Çin'in dilsel hâkimiyet gibi bir hedefinin olmaması…

    Önce birinci nedeni açıklayayım. Çincenin, hem tonal dillerden olması, hem sese dayalı alfabeyle yazılmaması yabancılar için büyük sıkıntılar yaratıyor. Yanlış anlaşılmak istemem: Kendim beceremediğim için Çincenin yabancılar tarafından öğrenilemeyeceğini savunuyor değilim. Anadili mükemmelliğinde konuşanından çat pat anlaşanına kadar, Çinceyi her düzeyde öğrenmiş yabancılar var. Yani her dil gibi Çince de yabancılar tarafından pekâlâ öğrenilebilir.

    Çinceyi daha çocukken doğal ortamında öğrenmiş yabancıları bir kenara bırakıyorum. Çünkü 11-12 yaşına kadar doğal ortamında öğrenilen yabancı dillerde pek fazla çaba harcamadan anadili olarak konuşanlar kadar hâkimiyet kazanılabiliyor. Burada sözünü ettiğim, başka ülkelerde, Çinceyi yabancı dil olarak konuşan kişilerin bu dili kendi aralarındaki iletişim için kullanmaları. Örneğin şimdi, İngilizceyi kendi ülkesinde öğrenmiş bir Türk, yine kendi ülkesinde öğrenmiş bir Koreliyle bu dilde konuşup anlaşıyor. Eaton Koleji'ni bitirmiş bir İngiliz bu konuşmayı ne kadar İngilizce sayar, bilemem. Ama sonuçta bir Hollandalı ile bir Japon, bir Kenyalı ile bir Hintli bu dilde konuşup meramını anlatıyor. Bir dilin bu basitleştirmeye olanak sağlaması gerek. Çince tonal yapısıyla ve yazı sistemiyle buna olanak sağlar mı? Doğrusu, Çinceyi kendi ülkelerindeki okullarda öğrenmiş bir Amerikalı ile bir Nijeryalının Çince konuşarak anlaştıklarına tanık olmak isterdim.

    İkinci nedeni Çin devlet politikalarıyla açıklayacağım.

    Çin'de en yetkili resmi görevlilerin sürekli olarak tekrarladıkları bir cümle var: Çin ekonomik ve askeri bakımdan ne kadar güçlenirse güçlensin, ne şimdi ne de gelecekte asla hegemonya peşinde koşmayacaktır! Bu bir devlet politikası...

    Pekiyi, bu "hegemonya" kavramı kültürel alanı da kapsıyor mu? Bu konuda, "kapsıyor" ya da "kapsamıyor" gibi kesin ifadelere yer veren herhangi bir tanıma rastlamadım. Ama benim anladığım anlamıyla "hegemonya" kültür alanını da kapsıyor. Diğer alanlarda hegemonya peşinde koşmayan bir ülke, kültür alanında da kendi hâkimiyetini başkalarına dayatmaya kalkışmaz! Kendi kültürünü dünyaya tanıtmak, istemez mi? Elbette ister. Kendi kültürü ortak dünya kültürünü zenginleştiren bir öğe olduğu için yaymak ister. Ama bunu eşit koşullarda, başkalarının da var olma hakkına saygı göstererek yapar. Dolayısıyla, gelecekte Çin diğer alanlarda ne kadar güçlenirse güçlensin, kültürel hegemonya peşinde koşmayacağını beklemek gerek.

    Bekli biraz indirgemeci bulanlar olacaktır, ama bunu söyleyince, kültür dili de kapsadığından, Çin'in dilsel hâkimiyet peşinde koşmayacağını da söylemiş oluyoruz. Tabii ki, Çincenin başka ülkelerde giderek daha fazla öğrenilmesi, resmi ve gayri resmi Çin kurumları tarafından desteklenecektir. Bu yapılmalı da… Her ülke kendi dilinin yurtdışında daha çok öğrenilmesi için çalışmalı. Çünkü bu, dünyada çokdilliliği ilerletici ve kültürel çeşitliliği koruyucu bir çalışmadır. Yani, Babil Kulesi öncesindeki çağa zorunlu dönüşe karşı direnme çabalarına yapılmış önemli bir katkıdır.

    Babil Kulesi öncesindeki gibi dünyada herkes tek dil konuşsa güzel olmaz mı? Olurdu belki. Ama bu dayatmayla değil, bütün dillerin eşit olanaklarla katıldığı ortak bir oluşum süreci sonucunda gerçekleşirse güzel… Bunun için de şimdi olduğu gibi tek bir dilin diğerleri üzerindeki baskısının kırıldığı koşulların oluşması gerekiyor. Babil öncesi çağa dönülmeyecekse de, çokdillilik eşit koşullarda mevcut olur.

    Çin'in güçlenmesi nasıl uluslararası siyasette çok kutupluluğa katkıda bulunuyorsa, Çincenin yaygınlaşması da dünyada Babil Kulesi öncesi çağa zorunlu dönüşe direnişe katkıda bulunuyor.

İlgili Haberler
Yorumunuzu Gönderin
Çin-Türkiye ilişkilerinde yeni kilometre taşı
Çin-Türkiye ekonomik ilişkilerinde yeni bir dönem başlıyor. Türk Lirası, Çin finans dünyasına ayak bastı.
Çinli kulüpler büyük transferlerine devam ediyor

Chelsea'nin yıldız orta saha oyuncusu Oscar, 60 milyon avroya Çin'e gelmeye hazırlanıyor. Peki Çinli kulüpler yabancı futbolcular için ne kadar para ödüyor? Bu sorunun cevabı ve haftanın ekonomi gündemine genel bir bakış için Ekodiyalog'a kulak verin.

Diğerler>>
Çin'de 2016'da neler konuşuldu? (1) (Çin Mahallesi)
Çin'de 2016 yılında gündemde neler vardı? Çinlilerin en çok dikkatini çeken gelişmeler nelerdi? Çin Mahallesi'nin sakinleri, 2016'yı nasıl geçirdi?
Çin'in 5. büyük icadı 24 Sezon nedir? (Çin Mahallesi)
Çinlilerin günlük hayatına yön veren bir takvim sistemi olan 24 Sezon'a kâğıt, pusula, matbaa ve baruttan sonra Çin'in 5. büyük icadı diyenler de var. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'ne alınan 24 Sezon, bir kez daha gündemde.
Diğer>>
• Biliyor Musun Bilmiyor Musun (07-01-2015)
• Biliyor Musun Bilmiyor Musun (19-11-2014)
• Biliyor Musun Bilmiyor Musun (05-11-2014)
• Biliyor Musun Bilmiyor Musun (08-10-2014)
• Biliyor Musun Bilmiyor Musun (24-09-2014)
Diğer>>
Anket
Soru-Yanıt
  • Nükleer Güvenlik Zirvesi'nde Çin'in gücü ortaya kondu

  • Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping 31 Mart-1 Nisan günlerinde ABD'nin başkenti Washington'da düzenlenen ve dünyanın odaklandığı Nükleer Güvenlik Zirvesi'ne katıldı.
    Diğer>>
    İzleyici Postası
  • Koyun yılınız kutlu olsun (Pınar Koçak)

  • Koyun Yılının en güzel müjdeler, en güzel sürprizlerle kapınızı çalması dileğiyle...
  • Çin kadınlarına (Ali Güler)

  • Düşlerimde gelir bir güzel bana, alır götürür beni uzak bir diyara...

    Diğer>>
    Linkler
    © China Radio International.CRI. All Rights Reserved.
    16A Shijingshan Road, Beijing, China