Ana Sayfa > Analiz
  • Carrie Lam: Hong Kong’daki seçim mekanizmasının geliştirilmesinden memnunum

    Çin'in Hong Kong Özel İdari Bölgesi Amiri Carrie Lam Cheng Yuet-ngor, merkezi hükümetin Hong Kong’daki seçim mekanizmasını geliştirmesinden ve “Vatanseverlerin Hong Kong’u yönetmesi” ilkesinin hayata geçirilmesinden büyük memnuniyet duyduğunu belirtti.

    Carrie Lam Çin Medya Grubu’na verdiği demeçte, “2020 yılında Ulusal Güvenlik Yasası’nın Hong Kong’da yürürlüğe girmesiyle birlikte bölgedeki kaos durumu bitti. Hong Kong’da sosyal güvenliğin korunmasının yanı sıra, siyasi güvenliğin korunması da gerekir. Seçim mekanizmasının iyileştirilmesiyle bölgedeki siyasi güvenlik de teminat altına alınıyor.” diye konuştu.

    Carrie Lam, seçim mekanizmasının geliştirilmesi sayesinde vatansever olmayan politikacıların Hong Kong’daki siyasi sisteme giremeyeceğini ve dış güçlerin Hong Kong’daki siyasi işlere karışmasının önlenebileceğini kaydetti. 

    Carrie Lam, Hong Kong’daki sosyal ve siyasi güvenliğin korunması temelinde, merkezi hükümetin desteğiyle bölgedeki refahın artarak devam edeceğini söyledi.

    Hong Kong İdari Amiri Lam, “Yabancı şirketler, Hong Kong’un geleceğine iyimser bakıyor. Onlara göre, Guangdong-Hong Kong-Makao Büyük Körfez Bölgesi’nin önemli bir parçası olan Hong Kong, büyük ekonomik gelişme potansiyeline sahip. ‘Vatanseverlerin Hong Kong’u yönetmesi’ ilkesi ve Ulusal Güvenlik Yasası’nın Hong Kong’da hayata geçirilmesiyle, bölgedeki sosyal ve siyasi güvenlik sağlandı. Merkezi hükümetin desteğiyle Hong Kong’un refahı devam edecek. Daha fazla yabancı şirketin Hong Kong piyasasına girmesini istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Carrie Lam, Çin’in 14. Beş Yıllık Planı’nın Hong Kong’un gelişmesi bakımından büyük önem taşıdığınnı, Hong Kong’un söz konusu plandan faydalanarak daha büyük ilerleme kaydedeceğini dile getirdi.

    14. Beş Yıllık Plan’ın Hong Kong’la ilgili içeriğinin önemine işaret eden Hong Kong İdari Amiri, plana göre Hong Kong’un uluslararası hava taşımacılığı merkezi, uluslararası bilimsel inovasyon merkezi ve kültür-sanat merkezi haline getirileceğini, gelecek 5 yıl içinde 14. Beş Yıllık Plan’dan faydalanarak daha büyük ilerleme kaydedeceklerini sözlerine ekledi.

    [Devamını Oku]
    2021-03-09
  • Çin’in “Yüzde 6 üzeri” ekonomik büyüme hedefi ne anlama geliyor?

    Başbakan Li Keqiang 5 Mart günü Ulusal Halk Kongresi'nde bu yıl için gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüme oranı hedefinin “yüzde 6'nın üzerinde” olduğunu açıkladı.

    Pek çok analist, koronavirüsün etkisinden kurtuldukça Çin ekonomisinin bu yıl yüzde 8'den fazla büyüyeceğini tahmin ediyor.

    Peki, eskiden olduğu gibi net bir rakam ortaya koymaktansa, bu yıl “yüzde 6’nın üzeri” bir büyümeye işaret etmek ne anlama geliyor?

    Kronik sorunlarla uğraşmak için daha fazla alan

    Analistler, düşük hedefin hükümete bazı kronik sorunları, özellikle de finansal balonlar ve artan borç risklerini ele almak için daha fazla alan sağladığı görüşünde. COVID-19 salgının dünya genelinde halen ciddiyetini koruduğu göz önünde bulundurulduğunda, Çin “yüzde 6’nın üzeri” hedefiyle salgının olası yeni etkilerine karşı da temkinli davrandığını gösteriyor.

    Sürdürülebilir ve sağlıklı ekonomik kalkınmayı sağlamak için büyüme hedefinin görece düşük seviyede belirlendiği görüşü hakim.

    Pinpoint Asset Management'ın baş ekonomisti Zhang Zhiwei, South China Morning Post gazetesine yaptığı açıklamada, salgın sonrası Çin’in “2008 küresel mali krizinden sonra en iyi fırsatla karşı karşıya” olduğunu belirtiyor. Zhang, düşük GSYİH hedefinin, artan borçla mücadele etmek, gayrimenkul endüstrisinin aşırı genişlemesi, büyük teknoloji şirketlerinin tekeli gibi uzun süre “tolere edilen” sorunların üstesinden gelme anlamında merkezi hükümete daha fazla alan sunacağını kaydediyor.

    Çin'in ekonomik büyüme hedefinin sadece sembolik bir anlamı olmadığı, aynı zamanda önümüzdeki yıl politikanın nasıl oluşturulup uygulanacağına dair açık bir işaret olarak görülmesi gerektiğine de dikkat çekiliyor.

    Diğer yandan yüzde 8'den fazla bir büyüme hedefi belirlenmesinin daha büyük yanlış anlamalara neden olacağını düşünebilir. 2022'de normale döndükten sonra, hedefin aşağı yönlü revizyonu endişelere neden olabilirdi.

    Yüzde 6 ve üzeri ifadesi, ülkenin salgın öncesi on yıllık büyüme ortalamasıyla da bütünlük oluşturuyor. 2010 yılından bu yana Çin'in ekonomik büyüme oranı yıldan yıla gerilemiş ve yüzde 8 olarak belirlenen uzun vadeli ekonomik büyüme tahmini de buna göre ayarlanmıştır. 2016 yılında ilk kez yüzde 6,5 ila yüzde 7 aralığı formatı benimsendi. 2017 ve 2018 için büyüme hedefi yaklaşık yüzde 6,5 olarak belirlendi.

    Bu yıl Çin'in politika yapıcıları için temel hedeflerden biri borç-GSYİH oranını sabitlemek. Ulusal Finans ve Kalkınma Kurumu rakamlarına göre, Çin'in borç / GSYİH oranı 2019'daki yüzde 246,5'ten geçen yıl yüzde 270,1'e yükseldi.

    Beijing geçen yıl ekonomiyi canlandırmak ve koronavirüsün vurduğu endüstrilerde işleri kurtarmak için bütçe açığı hedefini yükseltmişti ve yerel yönetim tahvil ihracını artırarak genel kaldıraç oranının keskin bir şekilde yükselmesine katkıda bulunmuştu.

    İstihdam hedefi salgın öncesi seviyeye yükseltildi

    Bu yılki ekonomik durumun giderek iyileştiği göz önüne alındığında, yeni istihdam ve araştırılan işsizlik oranları için hedefler ayarlandı ve hedefler salgın öncesindeki seviyelere getirildi. 2021 için 11 milyondan fazla yeni iş hedefi ortaya koyuldu. Hükümetin politik ayarlamalarının odak noktası hâlâ istihdamı sağlamak, gelir artışını teşvik etmek ve sosyal güvenliği iyileştirmektir.

    Başbakan Li Keqiang, makroekonomik politikalara atıfta bulunurken proaktif maliye politikalarının kaliteyi ve verimliliği artırması ve daha sürdürülebilir olması gerektiğini öne sürdü.

    Hong Kong Üniversitesi'nde ekonomi alanında doktor olan Pang Ming, Caixin haber sitesi için yazdığı makalede, mevcut durumda ulusal ekonominin kademeli olarak iyileştiğini ve GSYİH’nin yıl boyunca pozitif büyüme sağlayabileceğini belirtti. Pang Ming’e göre ekonomiyi desteklemek için büyük ölçekli teşvik politikalarına duyulan ihtiyaç azaldı. Makroekonomik politikalar yavaş yavaş normale döndü ve yönelim kademeli olarak riskleri önlemeye kaydı.

    2021, 14. Beş Yıllık Plan’ın ilk yılıdır. Başbakan Li Keqiang, 14. Beş Yıllık Plan’ın ana hedeflerinin şunlar olduğunu öne sürdü:

    Ekonomik gelişmede yeşil dönüşümün hızlandırılması, yüksek kaliteli ekonomik kalkınma ile ekolojik çevrenin korunmasının koordine edilmesi de önemli bir görev olarak belirlendi. Birim GSYİH başına enerji tüketimi yüzde 13.5 oranında, karbondioksit emisyonlar ise yüzde 18 oranında azaltılacak.

    Neticede Başbakan Li’nin ifadesiyle hükümet ekonomi için “gerekli desteği” sürdürecek, ancak toparlanmayı dengelemeye çalışırken politikada “keskin dönüşlerden kaçınacak.”

    [Devamını Oku]
    2021-03-07
  • Çin’de kalkınmaya teknoloji desteği artıyor

    Çin’de geçen yıl Ar-Ge çalışmalarına yatırımının 2,4 trilyon yuna ulaştığı, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin kalkınmaya katkı oranının da yüzde 60’ı aştığı tahmin ediliyor.

    Beidou-3 küresel navigasyon sisteminin resmen hizmete girmesi, saatteki hızı 600 kilometreyi bulan maglev treninin prototipinin bir dizi testi başarıyla geçmesi ve 5G’nin temsil ettiği yeni nesil dijital teknoloji uygulamalarının ilerletilmesi, teknolojinin Çin’in ekonomik ve toplumsal gelişmelerinde gün geçtikçe daha önemli rol oynadığını ortaya koyuyor.

    Ar-Ge çalışmalarına yapılan yüklü yatırım, teknolojik ilerlemelere büyük destek veriyor. Çin Bilim ve Teknoloji Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, Ar-Ge çalışmalarına yaptığı yatırım, 2015’te 1,42 trilyon yuan iken, bu sayı geçen yıl 2,4 trilyon yuanı buldu. Tsinghua Üniversitesi Çin’in Kalkınma Planları Araştırma Enstitüsü İcra Başkanı Yardımcısı Dong Yu, Ar-Ge yatırımlarının arttırılmasıyla birlikte teknolojik kaynakların entegrasyonunun ilerletilmesi ve şirketlerin inovasyon dinamiğinin teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

    Uzmanlar, teknolojik ilerlemenin Çin ekonomisinin yüksek nitelikli büyümesine güç kattığına vurgu yapıyor.

    Çin, son yıllarda ileri ve kritik teknolojilere yönelik araştırmaları güçlendiriyor. Demir bazlı süperiletkenler ve kuantum iletişimi gibi alanlarda bir dizi önemli sonuç elde edildi. Başta yüksek hızlı tren ve 5G mobil iletişim olmak üzere bazı yüksek teknoloji endüstrileri, dünyada ilk sıralara ilerledi. Renmin Üniversitesi rektörü Liu Wei, Ar-Ge yatırımındaki artışların ve şirketlerin inovasyon canlılığının ilerletilmesinin getirdiği teknolojik gelişmenin, ülkenin ekonomisinin yüksek nitelikli büyümesine güçlü bir ivme sağlayacağını dile getirdi.

    [Devamını Oku]
    2021-03-05
  • ÇHSDK yıllık toplantısının ana gündemi açıklandı

    Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı (ÇHSDK) 13. Ulusal Komitesi 4. Toplantısı bugün Beijing’de başlıyor.

    ÇHSDK yıllık toplantısının ana gündemi de dün düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Basın Sözcüsü Guo Weimin’in açıkladığı gündem maddelerine göre, toplantıda ÇHSDK Ulusal Komitesi Daimi Komitesi'nin çalışma raporu dinlenecek ve incelenecek. ÇHSDK üyeleri, 13. Çin Ulusal Halk Meclisi (ÇUHM) 4. Toplantısı'na katılarak hükümetin çalışma raporu ile diğer ilgili raporları ele alacak.

    Toplantıda, 14. Beş Yıllık Plan ve 2035 Vizyonu tasarıları onaylancak. Ayrıca, ÇHSDK 13. Ulusal Komitesi'nin 4. Toplantısı’nda belirlenen siyasi kararlar ve raporlar da onaya sunulacak.

    Guo dünkü basın toplantısında aşı çalışmalarında kaydedilen ilerlemeleri de anlattı. Guo, Çin’in aşıları küresel kamu ürünü olarak sağlama taahhüdünde bulunduğunu, Çinli şirketlerin ilgili ülkelerle aşıların Ar-Ge ve üretim çalışmalarında işbirliği yürütmesine destek verdiğini, Dünya Sağlık Örgütü’nün COVAX adlı küresel aşı programına katıldığını ve aşıların dünya çapında adil bir şekilde dağıtılması için çabaladığını kaydetti.

    Guo’nun verdiği bilgilere göre, Çin Şubat itibarıyla 69 ülke ve 2 uluslararası örgüte aşı yardımı sağladı, ayrıca 28 ülkeye aşı ihraç etti.

    Toplantıda yoksullukla mücadele de görüşülecek

    Çin kısa bir süre önce, yoksullukla mücadelede kapsamlı zafer kazanıldığını açıkladı. Bu konuya da değinen Guo, birçok ÇHSDK üyesinin yoksullukla mücadele çalışmalarına veya ilgili araştırmalara katıldığını vurgulayarak, bahse konu çalışmaların yüksek nitelikli olarak tamamlandığı kanısında olduğunu ifade etti. Guo sözlerine şöyle devam etti:

    “Çin’de yoksullukla mücadelede belirli bir standart uygulanıyor. Gelir standardı ise, Dünya Bankası tarafından belirlenen aşırı yoksulluk standartından yüksek. Çin’de yoksullukla mücadelenin sonucunda, yoksul nüfusun yiyecek ve giyecek sıkıntısı ortadan kaldırıldı; ayrıca zorunlu eğitim, temel sağlık, konut ve içme suyu konularında teminat sağlandı.”

    Yabancı bir muhabirin Çin’in imajına ilişkin olarak yönelttiği soruya da cevap veren Guo, son dönemde Çin karşıtı bazı siyasetçilerin COVID-19 salgını, Hong Kong ve Xinjiang meselelerini bahane edip yalanlar ortaya attıklarına ve Çin’i karalama girişimlerinde bulunduklarına işaret etti. Guo, bu girişimlerin ABD’de ve diğer Batılı ülkelerde insanlar üzerinde olumsuz etkiler yarattığını söyledi. ÇHSDK’nin birçok üyesinin bu konuda olumlu çabalar sergilediğini anımsata Guo, üyelerin yaptıkları açıklamalarla Çin’in tutumunu açıklayarak mesnetsiz iddiaları yalanladıklarını, ayrıca Çin’in ulusal egemenliği, güvenliği ve kalkınma çıkarlarını koruduklarını dile getirdi.

    Guo ayrıca, “Çin daha fazla ülke ve bölgeyle temas ve işbirliğini yoğunlaştırıyor. Geçen yıl RCEP anlaşmasının imzalanması, Çin-AB Yatırım Anlaşması’na dair müzakerelerin tamamlanması, 3. Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nın başarıyla düzenlenmesi, Çin’in dost çevresini sürekli genişlettiğinin bir göstergesidir.”

    ÇHSDK’nin diğer ülkelerle yaptığı işbirliği hakkında da bilgi veren Guo, ÇHSDK’nin şu ana kadar 157 ülkeden 337 kuruluşun yanı sıra, 15 uluslararası ve bölgesel örgütle dostça temaslar yürüttüğünü kaydetti.

    [Devamını Oku]
    2021-03-04
  • Çin ekonomisi “yeni motorlar” ile daha nitelikli şekilde güçleniyor

    13. Beş Yıllık Plan döneminde, Çin ekonomisine dair en dikkat çekici noktalardan biri ekonomiyi ilerleten motorların geçirdiği dönüşümdü. Bu dönemde, yeni tüketim modelleri gelişirken, yeni sistemler için yeni altyapılar oluşturuldu.

    Çin'in küresel ekonominin büyümesine katkısı yıllardır yüzde 30'u aşarken, söz konusu “yeni motorlar” sadece Çin ekonomisinin gelişimini değil, aynı zamanda dünya ekonomisinin büyümesini de hızlandırıyor.

    Ruandalı kahve yetiştiricileri, geçen yılın mayıs ayında, ürünlerinin Çin merkezli e-ticaret platformu Taobao üzerinden canlı yayınla satılmasını izledi. Satışın başlaması için yapılan geri sayımı heyecan içinde bekleyen Ruandalı üreticiler, kahve çekirdeklerinin anında satılmasına hem şaşırdı hem de sevindi.

    Canlı yayına katılan BM Genel Sekreter Yardımcısı ve BM Afrika Ekonomi Komisyonu Genel Sekreteri Vera Songwe, şu değerlendirmelerde bulundu:

    "Ruanda'nın kahvesi ve biberi e-ticaret platformlarında uzun süredir yer alıyor. Mali'nin beyaz biberi, Madagaskar'ın safranı ve Komorlar’ın vanilyası gibi Afrika ülkelerinden daha fazla ürünün e-ticaret platformlarında görülmesini umuyoruz... Bu, özellikle önemli. Dünya, salgının etkilerini yaşarken, ancak bu şekilde Afrika, Çin ve dünya ile birlikte zenginleşebilir."

    Canlı yayın satışları, son yıllarda Çin’de giderek güçlenen bir tüketim modeli oldu. Yüz milyonlarca yuanlık işlem hacmi, Çinli tüketicilerin satın alma gücünü de yansıtıyor. 13. Beş Yıllık Plan döneminde iç tüketim, Çin'in ekonomik büyümesini yönlendiren ana motor hâline geldi. Dev piyasanın ortaya çıkardığı devasa tüketim potansiyeli, Çin ekonomisinin gelişimine yeni bir ivme sağladığı gibi, dünya ekonomisine yeni fırsatlar getirdi.

    Çin'deki Alman Ticaret Odası tarafından kısa süre önce yayımlanan yıllık "İş Güvenliği Anketi"nin sonuçları, Çin’deki Alman girişimcilerin 2021 yılına iyimser baktıklarını gösterdi. Ankete katılan şirketlerin yüzde 39’unun satışları geçen yıl yükselirken, yüzde 42’sinin de kârları arttı.

    KPMG Almanya'nın Uluslararası Ticaret Müdürü Andreas Glunz, şunları söyledi:

    "Ankete katılan şirketlerin yüzde 77'si Çin piyasasında diğer piyasalardan daha iyi performans göstereceğini umuyor. Şirketlerin yüzde 72'si Çin'deki satışlarının 2021'de artmaya devam edeceğini beklerken, yüzde 35'i satışlarının yüzde 10'dan fazla büyüyeceğini ve yüzde 56'sı da kârlarının artacağını öngörüyor."

    5G, yapay zekâ ve endüstriyel internet gibi yeni teknolojiler ile ilgili altyapıların gelişmesinin hızlanmasıyla mobil ödeme, canlı yayınla e-ticaret ve paylaşımlı yolculuk gibi yeni iş modelleri ortaya çıkmaya devam ediyor. Çin’de dijital ekonominin sağladığı katma değer 2019'da GSYİH'nin yüzde 36,2'sini oluşturarak 35,8 trilyon yuana ulaştı.

    Aynı zamanda, Çin'de dijital ticaret de hızla gelişiyor. Çin Ticaret Bakanlığı'nın verilerine göre, Çin'in dijital ticaret ithalat ve ihracat hacmi 2019'da bir önceki yıla göre yüzde 6,7 artışla 203 milyar 600 milyon dolara ulaştı.

    Çin'deki Avrupa Birliği Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Massimo Bagnasco’ya göre, Çin'de dijital ticaretin gelişmesinin getirdiği fırsatlar ölçülemeyecek kadar büyük.

    Bagnasco, "Birçok Avrupa ülkesi aktif olarak dijital ticarete katılıyor, birçok farklı sektör de dijital ticaret için yeni fırsatlar araştırıyor. Bunun nedeni, dijital ticaretin getirdiği yeni fırsatları görmemiz ve bunun bize yeni piyasalara erişim fırsatı vermesi." ifadelerini kullandı.

    [Devamını Oku]
    2021-03-03
  • BM İnsan Hakları Konseyi'nde ülkelerden Çin'e destek

    Venezuela, Kuzey Kore, Sri Lanka ve Burundi gibi ülkelerin temsilcileri, BM İnsan Hakları Konseyi’nin 46. oturumunda, Xinjiang ve Hong Kong meselelerinde Çin’e destek verdiler. Temsilciler, Çin’in içişlerine müdahale edilmesine karşı çıktılarını ve Çin’in salgınla mücadelede kazandığı başarıları takdirle değerlendirdiklerini belirttiler.

    Venezuela temsilcisi, Çin'in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'nde Birleşmiş Milletler Küresel Terörle Mücadele Stratejisi uyarınca önleyici terörle mücadele tedbirleri uyguladığını ve olumlu sonuçlar elde ettiğini kaydetti. Temsilci, Hong Kong’un da Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve Hong Kong meselesinin Çin’in içişleri anlamına geldiğini vurgulayarak, ilgili ülkelerin BM Tüzüğü’nün amacı ve ilkelerine göre hareket edip, Hong Kong meselesine müdahil olmayı durdurması gerektiğini söyledi.

    Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti (Kuzey Kore) temsilcisi, Çin’in egemenliğini, güvenliğini, kalkınma çıkarlarını korumak ve insan haklarını muhafaza etmek için tedbirler uygulamasına destek verdiklerini ifade etti. Temsilci, Xinjiang ve Hong Kong meseleleri bahane edilerek Çin’in içişlerine karışılmasına kesinlikle karşı çıktıklarını dile getirdi.

    İnsan hakları sorununda çifte standart uygulanmasına karşı çıktıklarını söyleyen Sri Lanka temsilcisi ise, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’nde ekonomik ve toplumsal gelişmeyi ilerletmek, sosyal istikrarı korumak ve etnik gruplara mensup vatandaşların insan haklarını muhafaza etmek için harcadığı çabalara değindi. Dış güçlerin Hong Kong meselesine müdahale etmesine karşı çıktıklarını ifade eden temsilci, Çin’in Hong Kong’da “Bir Ülke, İki Sistem” politikasını uygulamasına destek verdiklerini sözlerine ekledi.

    Güney Sudan temsilcisi, Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi yönetiminin halkın can ve sağlık haklarına öncelik vererek, salgınla mücadelede önemli başarılar kazanıp salgının yayılmasını etkili bir şekilde önlediğini dile getirdi.

    Burundi temsilcisi, Çin’in ülke içinde salgınla mücadelede ilerlemeler kaydederken, bir yandan da diğer ülkelere salgınla mücadele konusunda yardım ettiğinin altını çizdi. Çin hükümetinin Xinjiang’da terör, şiddet ve aşırıcılıkla mücadele etmek, bölgede sosyo-ekonomik gelişimin ve insan haklarının ilerlemesini sağlamak için uyguladığı önlemleri desteklediklerini belirten temsilci, Hong Kong’da ulusal güvenlik yasasının uygulanmasını olumlu karşıladıklarını belirtti.

    Ermenistan temsilcisi de, Tek Çin politikasına destek verdiklerini kaydederek, Çin'in yoksulluğu ortadan kaldırma, istihdamı arttırma, sağlık hakkını güvence altına alma ve çevre koruma konusundaki kararlılığına ve çabalarına vurgu yaptı.

    [Devamını Oku]
    2021-03-02
  • "Çin-AB Coğrafi İşaretler Anlaşması" resmen yürürlüğe giriyor

    Çin ile AB arasında imzalanan Coğrafi İşaretler Anlaşması, bugün resmen yürürlüğe giriyor. Anlaşmanın ekine iki taraftan başta çay ile bazı tarım ve gıda ürünleri olmak üzere coğrafi işaret taşıyan 275 ürün dahil edildi. Uzmanlar, anlaşmanın iki tarafın şirketlerine daha fazla yatırım fırsatları yaratacağını, tüketicilerin yüksek nitelikli ithal ürünler konusundaki taleplerini daha iyi karşılayacağını ve Çin ile Avrupa arasındaki ticari teması yoğunlaştıracağını kaydediyor.

    Anlaşma, ilk etapta Çin ile Avrupa'dan yüzer adet coğrafi işaret taşıyan ürünü karşı tarafın pazarında koruma altına alacak. Söz konusu ürünler arasında Çin’de Anji’den beyaz çay, Panjin’den pirinç, Anqiu’den zencefil, Pixian’dan bakla sosu gibi gıdaların yanı sıra, Avrupa’dan çeşitli alkollü içecekler ile beyaz peynir gibi ürünler yer alıyor. Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden dört yıl sonra kapsam genişletilecek ve iki tarafa 175’er coğrafi işaret taşıyan ürün eklenecek.

    Çin Uluslararası Sorunlar Araştırma Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Masası Başkanı Cui Hongjian, anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra ikili ticari ilişkilerin daha da gelişeceğini kaydederek şunları söyledi:

    “Çin halkı, Avrupa ülkelerinden daha fazla yüksek nitelikli ve zengin kültürel ve coğrafi özelliklere sahip ürünler kullanabilecek. Aynı zamanda Avrupa halkları da Çin’den coğrafi işaret taşıyan daha fazla ürün elde edebilecek. Bu, hem ikili ekonomik ve ticari işbirliğine hem de iki tarafın halklarının yaşam seviyesinin yükseltilmesine yararlı bir anlaşma. Bu anlaşma, iki tarafın halklarının birbirinin ürünlerini tüketerek, karşı tarafın kültürü ile tarihini daha iyi öğrenmesine imkan sağlıyor.”

    Verilere göre, Çin geçen yıl AB’nin en büyük ticaret ortağı haline geldi. İki taraf arasındaki ticaret miktarı yüzde 4,9 oranında artarak 649 milyar 500 milyon dolara ulaştı. İki tarafın şirketlerinin yatırım güveni de artmaya devam ediyor. AB’den Çin’e doğrudan yatırım 5 milyar 700 milyon ABD dolarına çıkarken, Çin’den Avrupa’ya doğrudan yatırım ise 4 milyar 700 milyon ABD dolarını buldu.

    Çin-AB Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Paul Sives, söz konusu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle AB ve Çin tüketicilerine daha güçlü bir koruma sağlanacağını vurguladı.

    Çin Uluslararası Sorunlar Araştırma Enstitüsü’nden Su Xiaohui ise, anlaşmanın yürürlüğe girmesinin, ikili ekonomik ve ticari ilişkilerin derinlemesine gelişmesine güç katacağını belirtti. Su, “Markaların bu anlaşmayla resmi olarak tanınması sayesinde iki tarafın halkları bu ürünleri daha iyi tanıyacak. Aynı zamanda bu markaların karşı tarafın piyasasındaki gelişimi daha da açık olacak. Böyle bir işbirliği sürecinde iki taraf arasındaki karşılıklı anlayış ve ürün takası arttırılacak. En nihayetinde de ikili ticaret ölçeği genişletilecek.” ifadesini kullandı.

    [Devamını Oku]
    2021-03-01
  • “Borç tuzağı” yalanına karşı gerçekler

    Bazı Amerikalı ve Batılı politikacıların yanı sıra Batılı medya organları, Çin’in ortaya koyduğu Kuşak ve Yol inisiyatifinin gelişmekte olan ülkeleri “borç tuzağı”na çektiğini iddia eden yayınlarına devam ediyor.

    Johns Hopkins Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi’nden iki uzman, The Atlantic Monthly'de yayınlanan bir makalede, ayrıntılı argümanlar ortaya koyarak “borç tuzağı” iddiasının Amerikalı ve Batılı politikacılar tarafından uydurulmuş bir yalan olduğuna işaret etti.

    Makalede, Amerikalı ve Batılı medya tarafından defalarca spekülasyon konusu yapılan Sri Lanka’daki Hambantota Limanı projesi örnek olarak gösterildi. Makaleye göre, Amerikalı ve Batılı şirketler ilk olarak Sri Lanka’daki Hambantota Limanı’na yatırım yapmayı, limanı inşa etmeyi ve işletmeyi teklif etti. Ancak uzun süre harekete geçemediler. Ardından Çinli şirketler adil rekabet yoluyla geliştirme hakkını kazandı. Bu dönemde Çin’in Kuşak ve Yol inisiyatifini öne sürmesine hala 6 yıl vardı.

    Makalede, Sri Lanka’nın yüksek uluslararası borçlarla karşı karşıya bulunmasına rağmen, Japonya ve Dünya Bankası’nın en büyük alacaklılar olduğu ve 2017’de Hambantota Limanı’nın borcunun yalnızca Sri Lanka’nın dış borcunun yüzde 5’ini oluşturduğu hatırlatıldı. Sri Lanka’nın eski merkez bankası başkanı, Hambantota Limanı’nın borcunun ülkenin mali zorluklarının nedeni olmadığını söyledi.

    Gelişmekte olan ülkelerin borç sorunu uzun bir geçmişe sahiptir ve karmaşık nedenleri vardır. Örneğin, Afrika ülkelerinin genel dış borcunda, çok taraflı mali kurumlar ve ticari alacaklılar tarafından tutulan borçlar toplam Afrika borcunun dörtte üçünden fazlasını oluşturuyor. Ancak Çin’le işbirliği nedeniyle hiçbir ülke borç sıkıntısı çekmiyor.

    Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma arzusunu Amerikalı ve Batılı politikacılar ve medya uzun süredir görmezden geliyor. Çin, gelişmekte olan ülkelerin borç sorunlarını çözmenin temel yolunun, işbirliği yoluyla bu ülkelerin bağımsız kalkınma kabiliyetini geliştirmek olduğu görüşünde.

    Güney Amerika’da Çinli şirketler Arjantin’in en büyük rüzgar enerjisi projesini yürütüyor. Her yıl bölgeye 450 milyon kilovat temiz elektrik sağlanması ve 100 bin hanenin elektrik tüketiminin karşılanması bekleniyor. Güneydoğu Asya’da Çin İhracat-İthalat Bankası Kamboçya otoyol projesini finanse ederek, başkent Phnom Penh'deki trafik baskısını etkin bir şekilde azalttı ve güzergah üzerindeki kasabaların ekonomik gelişmesini hızlandırdı. Orta ve Doğu Avrupa’da Bosna Hersek’teki Stanari Termik Santrali Çin tarafından geliştirilen sirkülasyonlu akışkan yatak teknolojisine başvuruyor ve santralin sülfür dioksit emisyonları Avrupa Birliği (AB) standartlarından çok daha üstün durumda.

    Buna karşın Amerika ve Batılı ülkeler neler yaptı? Hambantota Limanı projesinin başlangıcında, Sri Lanka hükümeti ABD ile temasa geçmişti, ancak ABD Sri Lanka’nın işbirliği talebini reddetti. Daha sonra Çin İhracat-İthalat Bankası, Sri Lanka’ya ticari kredi sağladı.

    ABD ve Batılı ülkeler Çin’in “dost çevresi”nin genişlediğini veya gelişmekte olan ülkelerin doğru kalkınma yoluna girdiğini görmek istemiyor. Sömürgeci yağma yoluyla ilkel birikimlere dayanan ABD ve Batılı ülkelerin yapmak istemediği veya yapamadığı projeler Çin ve diğer gelişmekte olan ülkeler tarafından yapılırsa, ABD ve Batılı ülkeler için bir utanç olacak.

    Yeni koronavirüs (COVID-19) salgını dünyaya bir ders verdi. ABD ve Batılı ülkeler şunu anlamalı: Tüm ülkelerin kaderi birbiriyle yakından bağlantılıdır. İnsanlık aynı gemide bulunan ortak bir kader topluluğudur. Küresel krizlerle başa çıkmak ve uzun vadeli kalkınma gerçekleştirmek için, dayanışma ve işbirliği tek yoldur.

    [Devamını Oku]
    2021-02-26
  • Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan BBC’nin sahte Xinjiang haberlerine tepki

    Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Wang Wenbin, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi kapsamında düzenlenen toplantıda İngiltere’nin gündeme getirdiği Xinjiang’la ilgili iddiaları yalanladı.

    İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, Cenevre'deki BM İnsan Hakları Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, Çin'in insan hakları sicilini kınayarak bölgedeki kadınlara yönelik “taciz olaylarıyla” ilgili haberleri araştırmak için Birleşmiş Milletler müfettişlerinin Xinjiang’a acilen ve hiçbir kısıtlama olmadan girişine izin verilmesi gerektiğini kaydetti.

    Buna değinen sözcü, dünkü olağan basın toplantısında, “Xinjiang’la ilgili sözde zorunlu çalıştırma ve kısırlaştırma iddialarının Çin karşıtı güçler tarafından uydurulmuş söylentiler ve yalanlar olduğunu birçok kez açıkladık, Xinjiang’la ilgili sorunlar Çin'in iç meselesidir.” dedi.

    Sözcü, İngiltere’yi gerçeklere saygı duymaya, yanlış beyanlarda bulunmayı bırakmaya ve Çin'in içişlerine karışmaktan vazgeçmeye çağırdı.

    Sözcü, “Bir süredir, bazı insanların Xinjiang ile ilgili konularda Çin'i karalamak ve saldırmak için çok fazla yalan uydurduğunu duyduk ve gördük. Kısa bir süre önce anlattığım gibi Zöhrem Davut adlı bu Uygur kadınının BBC'de zorla kısırlaştırılmasına dair yalanlar söylediğini anlatmıştı” dedi. 

    Sözcü Wang, dünkü basın toplantısıda Xinjiang meselesiyle ilgili yalanları yayma hakkında bir diğer örnek de verdi. 

    Uygur bir kadın olan Tursunay Ziyavdin, Şubat ayı başlarında BBC'ye verdiği röportajda, Xinjiang’daki meskeki eğitim merkezlerinde kadınlara sistematik cinsel saldırılar yapıldığı iddiasında bulunarak şok edici bir yalan ortaya attı. Ancak gerçek şu ki, bu kişi daha önce bahsedilen Zöhrem Davut gibi bazı güçler tarafından Çin'i karalamak ve saldırmak için kullanılan bir araç ve aktörtür.

    Tursunay Ziyavdin BBC programında, “bir eğitim merkezinde polisler beni düşürüp karnına tekme attılar, neredeyse bayılacaktım” dedi.

    Ancak bir yıl önce Tursunay, ABD Buzzfeed web sitesiyle yapılan bir röportajda “Dayak ya da tacize uğramadım” ifadesini kullandı. 

    BBC röportajında söylediği, Xinjiang’daki mesleki eğitim merkezlerinde kadınlara sistematik cinsel saldırıların mevcut olduğuna gelince, ABD medyasında çıkan birçok haberde “Tursunay, ABD'ye gelmeden önce defalarca yabancı medya kuruluşlarıyla röportajlar yapmıştı. Bu röportajlarda sistematik cinsel saldırılardan hiç bahsetmedi ve kendisinin de bu saldırıların mağduru olduğuna hiç değinmedi.” diye yazıldı.

    Ancak garip olan, ABD'ye geldikten birkaç ay sonra bazı güçlerden eğitim alan Tursunay’ın ifadesini değiştirmesidir.

    Tursunay kısa süre önce CNN ile yaptığı röportajda, kendisine Xinjiang’dayken rahim içi cihaz (RİA) yerleştirildiğini söyledi. Ama aslında, kendisi doğurganlığa sahip değil, akrabaları ve ailesi de onun için RİA’nın hiç gerekli olmadığını biliyor. Tursunay, Xinjiang’da hiç doğum kontrol ameliyatı geçirmedi.

    Tursunay’ın yalanlarını sıradan insanların bile çözmesi zor değil. Sözcü Wang, BBC gibi ünlü uluslararası medya kuruluşlarının bu haberleri doğrulamadan yaymasının üzücü olduğunu ekledi.

    BBC son dönemde Xinjiang hakkında söylentiler yayan bir araç ve platform haline geldi.

    Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, tüm ülkelerden sağduyu sahibi insanların bu tip propagandalara alet olmamasını arzu ettiklerini sözlerine ekledi.

    [Devamını Oku]
    2021-02-24
  • BM Genel Sekreterinden aşının adil dağıtımı çağrısı

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi 46. Oturumu 22 Şubat’ta Cenevre’de başladı. 

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM 75. Genel Kurulu Başkanı Volkan Bozkır ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet video konuşmalar yaptı.

    Guterres, uluslararası toplumu COVID-19 aşısını adil bir şekilde dağıtmaya çağırdı.

    Tüm dünyayı etkileyen COVID-19 salgınının insanoğlunun çeşitli alanlarda birbiriyle bağlantılı olduğunu yansıttığına dikkat çeken Guterres, bununla birlikte, salgının orijinal fikir ayrılıkları, kırılganlıkları ve eşitsizlikleri derinleştirirken aynı zamanda insan haklarında farklılıkların yaratılması ve insan hakları ihlallerinin bir kısır döngü haline girmesi dahil olmak üzere yeni çatlakları ortaya çıkardığına işaret etti.

    Guterres, “Yüz milyonlarca ailenin hayatı ciddi biçimde alt üst oldu, insanlar işlerini kaybetti, ağır borç altına girdi, gelirleri düştü. Salgın özellikle kadınlar, azınlıklar, engelliler, mülteciler, yaşlılar ve göçmenler için ağır kayıplara neden oldu. Aşırı yoksulluk oranında on yıllardır ilk kez artış görüldü ” ifadesini kullandı.

    COVID-19 aşısının adil bir şekilde kullanılıp kullanılmamasının tüm dünyanın karşılaştığı yeni bir sorun olduğuna dikkat çeken Guterres şunları ekledi:

    “Son zamanlarda aşılama çalışmasının adaleti sağlayamaması büyük endişeler yarattı. Şu ana kadar 10 ülkede kullanılan COVID-19 aşısı, toplam aşı sayısının yüzde 75'ini oluşturuyor. Aşı adaleti, insan haklarını korumaktır. Aşı milliyetçiliği, insan haklarına saygısızlıktır. Aşılar, herkesin kullanımına sunulan ve herkes tarafından karşılanbilen küresel bir kamu ürünü haline gelmelidir. "

    “Etnik gruplar kendisini toplumun bir parçası hissetmeli”

    Azınlık etnik gruplarının, ülkelerin zengin kültürel ve sosyal yapısının bir parçası olduğuna da  değinen genel sekreter, etnik azınlıkların kültürleri, dilleri ve inançları saldırıya uğradığında, tüm insanlığın mağdur hale geldiğini kaydetti. Guterres, insan haklarına, dini özelliklere, kültürel özelliklere ve benzersiz kültürel ve beşeri özelliklere tam olarak saygı duymak için ilgili politikaların uygulanmasını teşvik etmeye devam ederek tüm etnik grupların tüm toplumun bir parçası olduklarını hissetmeleri için koşullar yaratılması gerektiğini savundu.

    Guterres, “Dünyadaki birçok yerde etnik azınlıklar tehdit altında kalıyorlar. İnsanlığın refahı biyolojik çeşitlilikten ayrılamaz ve insanlık da etnik grupların çeşitliliğinden ayrılamaz. Ancak günümüzde sadece çeşitli yöntemlerdeki ayrımcılık olmakla kalmayıp asimilasyon politikalarıyla azınlıkların kültürel ve dini özelliklerinin silinmesine yönelik girişimler mevcuttur” ifadesini kullandı.

    BM 75. Genel Kurulu Başkanı Volkan Bozkır, oturumun açılışında yaptığı konuşmada, salgın ön planında, insan haklarının korunmasının güçlendirilmesinin daha da önemli olduğuna işaret etti.

    Volkan Bozkır, “COVID-19 salgınına yönelik tüm müdahale önlemleri insan hakları merkezli olmalı, bakıma ve önem verilmeye ihtiyaç duyan en savunmasız gruplar dahil olmak üzere vatandaşların korunmasını teşvik etmelidir. Bu kapsamda COVID-19 aşısı herkes için eşit ve adil bir şekilde dağıtılmalıdır. En önemlisi tüm planlama ve değerlendirme sürecinde sivil toplum, özel sektör ve tüm paydaşların katılımı ve geri bildirimi teşvik edilmelidir” dedi.

    BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, “COVID-19 salgınının bitme noktasından çok uzak. Ekonomi, toplum ve insanlar üzerindeki etkisi henüz yeni başladı. Aşırı yoksulluk ve eşitsizlik küresel olarak arttı; kadın hakları ve eşitliği, çocuklara ve gençlere eğitim ve fırsatlar sağlama ve sürdürülebilir kalkınma gündeminin ilerletilmesinde zorluklara maruz kalındı. Bu zorluklar, tüm dünyanın ortak çabalarını gerektirir” ifadelerini kullandı.

    [Devamını Oku]
    2021-02-23