Hakkımızda | CRI  Hakkında | Eski Versiyonumuz
 
Türkler'den Çin'e Bakış | Ekonomi, Bilim ve Sağlık | Xinjiang | Çin Ansiklopedisi
Ana sayfa | Haber & Gündem | Kültür & Sanat | Yaşam Panoraması | Spor | Çin'i Gezelim | Çince Öğreniyoruz | Sanal Türk-Çin Dostluk Kulübü | Ankara Radyosu

Dünyanın oyu Obama'ya!

(GMT+08:00) 2008-07-28 20:43:35 cri
    Sami Kohen

    Milliyet

    26.07.2008

    Amerikan halkının önümüzdeki kasım ayında kimi Başkan seçeceği belli değil; ama şurası muhakkak ki, dünya milletlerinin çoğu -şayet böyle bir hak tanınsa- oylarını Barack Obama'ya verme eğiliminde.

    Demokrat adayın çıktığı Asya-Avrupa turu, bunu açıkça gösteriyor. Afganistan'dan Almanya'ya, Irak'tan Fransa'ya kadar Obama'nın ziyaret ettiği ülkelerde hava bu.

   Ünlü "Pew" araştırma kurumunun düzenlediği ankete göre, Barack Obama'yı Beyaz Saray'da görmek isteyenlerin oranı Fransa'da yüzde 86, Almanya'da yüzde 82, İngiltere'de de yüzde 74... Tabii genelde Amerikalılardan hoşlanmayan Fransızların "çikolata renkli" başkan adayına bu kadar sempati ve güven duyması çok ilginç...

    Obama'nın Avrupa'daki popülaritesinin en çarpıcı örneği de, Almanya ziyareti sırasında görüldü. Berlin'de onu dinlemek için toplanan 200 bin Alman, onun "Yes, we can" ("evet başarabiliriz") sloganıyla tezahürat yaptı ve Alman basınının kullandığı deyimle "Obamania" havası içinde, kendisini adeta bir "rock yıldızı" gibi alkışladı!..

    Obama, Afganistan'da, Irak'ta, İsrail'de, Filistin'de de, o kadar hararetli bir coşkuyla olmasa da, büyük ilgi ve sempatiyle karşılandı. O ülkelerde söyledikleri, yeni umutlar yarattı...

    Neden beğeniyorlar?

   Seçime az kala bir Amerikan Başkan adayının dünya turuna çıkıp yer yer demeçler vermesi, görüşmeler yapması pek görülen bir olay değil.

    Obama'nın bunu yapmasının çeşitli nedenleri var. Bunlardan biri iç politika ile ilgili. 47 yaşındaki aday böylece ABD'ye de yansıyan başarılı bir "halkla ilişkiler" performansı gösteriyor. Diğer sebep, dış politikayla ilgili. Rakipleri, Obama'nın dünyayı tanımadığını, dış konuları bilmediğini öne sürerler. Doğru, genç politikacının bu alanda fazla bir deneyimi yok. Bu gezinin bir amacı da, ilk elden bilgi edinmek, meseleleri daha iyi kavramak... Ve aynı zamanda da kendi danışmanlarının yardımıyla, dünyaya kendisinin, Cumhuriyetçilerden farklı bir dünya görüşüne sahip olduğu, dolayısıyla başkan seçildiği takdirde farklı bir dış politika izleyeceği mesajını vermek...

    Bu bakımdan Obama, bu tur sayesinde iki alanda da zekice bir fırsat yakalamış oldu. Kabul etmeli ki, Demokrat adaya gösterilen yakınlık ve güven, sadece muhalefete mensup olmasından, zenci kökenden gelmesinden, genç ve karizmatik görünmesinden kaynaklanıyor. Bu özelliklerin rolü olabilir; ama onu dünyanın gözünde bu kadar ilginç ve cazip kılan husus, farklı görüşleri, yenilikçiliği ve değişim atılımıdır.

    Neleri değiştirecek?

    Obama'nın bu gezisi sırasında kapalı kapıların ardında veya meydanlarda söyledikleri, iktidara geldiği takdirde Washington'un dış politikasında bazı önemli değişikliklerin olacağı mesajını verdi.

    Örneğin Obama, Irak'taki Amerikan kuvvetlerini 16 ay içerisinde geri çekeceğini açıkladı... İran'la diyalogdan yana olduğunu, ancak Tahran'ın nükleer programını sonlandırması için bütün opsiyonları saklı tutacağını söyledi... İsrail ile Filistin arasında anlaşma sağlanmasına öncelik vereceğini belirtti... Avrupa'yla terörizmden çevre sorunlarına kadar çeşitli alanlarda "gerçek bir ortaklık" kuracağını bildirdi...

    Kısacası, Obama, barışa ve diyaloğa, dost ve müttefikleriyle istişare ve işbirliğine önem veriyor. Kuşkusuz bu, selefi George Bush'un izlediği tek yanlı ve agresif politikalardan çok farklı bir yaklaşım. Dünya Washington'da böyle bir değişiklik görmek istiyor. Tabii bizler de...

    Sami Kohen

    Milliyet

    22.07.2008

    İran krizinde ne değişti?

    Başlıktaki soruyu hemen yanıtlayalım: Esas pozisyonlarda, stratejide -en azından şu aşamada- değişen bir şey yok. Ama üslupta, taktikte bazı yenilikler var...

    Geçen cumartesi günü Cenevre'de "Altılar" ile İran arasında yapılan toplantının sonucunu bu şekilde özetleyebiliriz.

    Başta çok önemsenen bu toplantının başlıca özelliği, ABD'nin ilk kez "üst seviyede" (Dışişleri Müsteşarı William Burns'ün katılımıyla) temsil edilmesidir. Washington böylece bir süredir İran'la, tartışmalı nükleer programı konusunda devam eden müzakerelere daha aktif olarak iştirak etmiş oluyor.

    Bu "yenilik", Bush yönetiminin son günlerde İran politikasında yer aldığı bildirilen bir değişikliğin de işareti. Örneğin ABD, 1979'dan beri İran'la kesik olan ilişkilerini, farklı şekillerde, (Tahran'da "menfaat ofisi" açmak suretiyle) yeniden canlandırmayı planlıyor.

    İran'a karşı sert tavrıyla tanınan Bush yönetimini şimdi değişik bir yaklaşım sergilemeye iten çeşitli nedenler var. Başkan'a yakın çevreler dahi, İran'ı sırf tehditle, baskıyla "yola getirme"nin pek mümkün olmadığının farkındalar. Benzer bir durum Kuzey Kore'yle nükleer kriz döneminde yaşandı. Sonunda diplomasi yoluyla Korelilerle uzlaşma sağlanması, bir örnek olarak gösteriliyor.

    Yaklaşım ve üslup

    Bush yönetiminin İran konusundaki yeni diplomatik açılımları, yaklaşım ve üslup bakımından bir değişiklik sergiliyor. Ancak Washington'un, İran'ın nükleer programı çerçevesinde -atom bombası üretme olanağını verecek olan- uranyum zenginleştirme çalışmalarına karşı muhalefeti aynen devam ediyor. Ve ABD, İran bu çabalarına son vermediği takdirde, yeni siyasal ve ekonomik yaptırımları uygulamaya kararlı olduğunu açıkça ilan ediyor.

    Ya İran'ın tutumu? Cenevre'deki son toplantı, İran dahil tarafların şimdiye kadar savundukları pozisyonlarda bir değişiklik olmadığını açıkça ortaya koydu.

    Cenevre'de, daha önce AB'nin dış politika sorumlusu Javier Solana tarafından Tahran'a götürülen son önerisi, gündeme geldi. Bu öneriye göre, İran 6 hafta boyunca uranyum zenginleştirme çalışmalarını "donduracak", buna karşılık uluslararası camia da İran'a karşı yeni bir yaptırım uygulamayacak. Bu 6 haftanın bitiminde, taraflar gene daha önce de sunulan bir öneri paketini müzakere edecek. Bu da esasta, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetinden vazgeçmesine karşılık kapsamlı bir ekonomik ve teknolojik destek programını öngörüyor...

    Cenevre'de İran 6 haftalık "karşılıklı dondurma" önerisine direkt yanıt vermedi. Bu nedenle bu görüşmelere 2 hafta ara verildi. Yani sonuçta Cenevre'den somut bir sonuç çıkmadı...

    Temel pozisyonlar

    İran'ın uranyum zenginleştirme çalışmalarının oldukça karmaşık olan teknik ayrıntıları bir yana bırakılırsa, gerek Tahran'ın gerekse Batılıların (ve bir ölçüde "uluslararası camia"nın) temel pozisyonları birbirlerine ters düşüyor: İran nükleer programını istediği gibi yürütme hakkına sahip olduğunu, kaldı ki, bu programın barışçı amaçlar güttüğünü belirtiyor. Batılılar (ve genelde "Altılar") ise, İran'ın, nükleer silah üretimine yönelebileceği kaygısıyla, uranyum zenginleştirme faaliyetine son vermesini istiyor.

    Başta belirttiğimiz gibi, bu temel pozisyonlarda şimdilik bir değişiklik yok. Taktik farklılıklar nispeten iyimser bir hava yaratıyor; ama bunun da ne kadar gerçekçi olduğunu herhalde iki hafta sonra daha iyi anlayacağız.

  İlgili Haberler
  Yorumunuzu Gönderin
Yayın Çizelgesi
Günlük Konuşma
• Ders 45 Kayıt yaptırmak
• Ders 44 Kaybedilen önemli belgeler için bildirimde bulunmak
• Ders 43 Kredi kartı kullanmak
• Ders 42 Havale yapmak
• Ders 41 Ödemek
Diğer>>
Tavsiye Edilen Programlar
• Çin döviz rezervleri ve Amerika
• Amerika'yı "kazanmak" stratejisi
• "Avrupa futbol takımları 18 yaşı altındaki yabancı futbolcuları almamalı"
• Çin Seddi'nde Beşiktaş kutlaması
• "Çıplak ayaklı doktorlar"dan köy hastanelerine
• Makam sanatının "ilkbaharı" için
• Dışlanan rejimlerle ilişkiler...
• An Lee, Booker ödüllüromanını peyaz perdeye aktaracak
• Almanya Badminton Açık Turnuvası'nda en büyük galibiyet Çin takımının
• "Çirkin ördek yavrusundan güzel kuğu"ya dönüşen halterci Chen Xiexia
Diğer>>
china radio international china radio international

© China Radio International.CRI. All Rights Reserved. 16A Shijingshan Road, Beijing, China. 100040